“Şiiri anlamak” konusuna girmeden önce, “şiir dili” üzerinde duracağım. Böylece günümüzde yazılan şiirin doğasının belirginleşeceğini ve bir metnin nasıl şiir olduğunun aydınlanacağını düşünüyorum. Başka şairlerin şiirleri üzerinden bir değerlendirmede bulunmak, belki çok daha akılcı olabilir, çok da nesnel görünebilir. Kimi sakıncalarına rağmen, “akılcı” ve “nesnel” olanı değil, kendi şiirlerimden birini merkeze alarak “öznel” olanı tercih edeceğim. Konuyu, “Giriş Töreni İçin Bir Yılan” adlı şiirimle işlemeyi, açmayı uygun buldum:
Şiirin ne söylediğini vurgulamak için şairler, zaman zaman şiir içinde açıklamalara girişmişler, bazen de "şiir" adlı şiirler yazarak şiirlerinin kaynağını belirtmişler, şiirin sorunlarını tartışmışlar ve kendi şiirleri için getirilen eleştirileri cevaplamışlardır. Bu tür yer açmalarda şairleri, şiirin ne söylediği kadar, nasıl söylediği de ilgilendirmiştir.
"Söz"ün değeri üzerine konuşulmaya başlanırsa Yusuf Hâs Hâcib'in Kutadgu Bilig'ine kadar gidebiliriz; fakat böylesine bir geriye bakış, bu yazının kaygısı için bize pek de malzeme vermez. Yazının bağlamı düşünülürse Mevlânâ, anılması gereken ilk isim olarak belirir. Mesnevi'deki şu beyit, tasavvufun yol açmasıyla şiirin "ney"i, nasıl söylediğini işaret eder:
Monna Rosa, siyah güller, ak güller; Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister; Ah, senin yüzünden kana batacak, Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
Ulur aya karşı kirli çakallar, Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa. Monna Rosa, bugün bende bir hal var, Yağmur iğri iğri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar.
Açma pencereni, perdeleri çek: Monna Rosa, seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek; Anla Monna Rosa, ben oteliyim... Açma pencereni, perdeleri çek.
Zeytin ağacının karanlığıdır Elindeki elma ile başlayan... Bir yakut yüzükte aydınlanan sır, Sıcak ve minnacık yüzündeki kan, Zeytin ağacının karanlığıdır.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar, Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur, Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi... Ellerinden belli olur bir kadın. Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna; Saat on ikidir, söndü lambalar. Uyu da turnalar gelsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar; Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.
Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine; Kiminin rengi ak, kiminin sarı. Ah, beni vursalar bir kuş yerine! Akşamları gelir incir kuşları...
Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni İncir kuşlannın bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar... Su kenarında Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa: Henüz dinlemedin benden türküler. Benim aşkım uymaz öyle her saza, En güzel şarkıyı bir kurşun söyler... Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Artık inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı, Artık inan bana muhacir kızı.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla olgunlaşırmış. Bir gün gözlerimin ta içine bak: Anlarsın ölüler niçin yaşarmış, Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
Altın bilezikler, o korkulu ten, Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne; Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen, Bir tüy ki, kapalı geceye, güne; Altın bilezikler, o korkulu ten!
Monna Rosa, siyah güller, ak güller, Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister; Ah, senin yüzünden kana batacak, Monna Rosa, siyah güller, ak güller!
Modernizm, genel ve toplumsal düzeyde aydınlanma ilkelerini temel alan toplumsal projenin adıdır. Aydınlanma ise, inanca karşı bilgiyi, teolojiye karşı ise bilimi ön plana alan bir düşünce sistemidir. Modernizm temelinde aydınlanma düşüncesi yer alır. Akıl ve bilimi ilerlemede sadece bir araç olarak görür. Nesnel ve evrensel bilginin ancak akıl ve deney yoluyla edinilebileceği konusunda kesin bir epistemolojik konuma sahiptir. Ve bu bütün modernist öğretilerde sabit bir noktadır. Modernizm bu noktada her tür öğretiye dayanak olacak olan bir epistemolojik ve tarihsel bilinç zeminidir.