Her millet, başka milletlerle karşılıklı ilişkiler içindedir.Bu ilişkiler siyasi, ticari, ekonomik vb.leridir. Bu ilişkiler de en başta, dili etkiler.Dili, toplumun ihtiyaçlarını belirleyen kavramlar oluşturur. Bir milletin uğraş alanları, o milletin kelime dağarcığını oluşturur.
Dilin millet hayatındaki tartışılmaz önemi konusu her açılışında, Konfüçyüs’ün “bir milleti egemenlik altına almak için ne gibi bir yola başvurulması” gerektiği yolundaki cevabı düşer aklımıza. Ne demişti hatırlayalım: önce o milletin dilini bozardım, diyor. Neden mi?
Çünkü insanlar dil ile iletişim kurur. Kelimelerini değiştirir, farklı dillerden yabancı kelimelerle yüklü bir dil inşa ederdim. Kelimeler anlaşılmazsa cümleler de anlaşılmaz ve insanlar ne denildiğini anlamıyorsa işte ülke çözülmeye başlamıştır artık.
Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından eklemeli diller grubunda (sondan eklemeli), köken bakımından da Ural-Altay dil grubunun Altay dil ailesi içerisinde yer almaktadır. Ural-Altay dilleri içerisinde yer alan diller arasındaki ilişki daha çok yapısaldır. Bu grupta yer alan Ural dil ailesini oluşturan diller arasındaki akrabalık, araştırmalara sonucunda kesinleşmiştir.
Bugün Türkçe’mizle ilgili başlıca güncel sorunları şöyle sıralayabiliriz: Özensizlik ve yanlış kullanım, yabancı sözcük tutkusu, yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimi birbirine karıştırma, Türkçe’nin bilim dili olmadığı görüşü, Türkçe öğretimindeki yetersizlik, sözcük ve terim üretimindeki yetersizlik, öğretmen faktörü…
"Bugünden geru divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır." 13 Mayıs 1277
XIII. asır, Anadolu’da Türk dili açısından gerçek bir dil inkılabı’nın başladığı bir dönemdir. Bu asırda kültür ve edebiyat dili Türkçe’ye doğru yön değiştirmiş ve Türkçe eserler verilmeye başlanmıştır.
XIII. asırda yapılan dil inkılabı, Türkçe’nin sadeleşmesi yönünde olmamış yani Türkçe’den Türkçe’ye şeklinde bir inkılap değildir. Doğrudan doğruya yabancı dillerden Türkçe’ye geçiştir. O dönemde Türkçe ne kültür ne edebiyat ne de resmi bir dil hüviyetini kazanmış değildi. Bunun en iyi örneğini Selçuklular da görebiliriz.