Türk edebiyatı XV. yüzyıldan itibaren iki farklı şiir diliyle yoluna devam eder: 1.Çağatay Türkçesi. 2.Osmanlı Türkçesi. Bunlardan Çağatayca Timuroğulları’nın hüküm sürdüğü Semerkant ve Herat’ta gelişir, özellikle de Hüseyin Baykara döneminde Herat’ta en büyük temsilcilerini yetiştirir. Bu yüzyıl Herat’ı, birçok açıdan olduğu gibi, edebiyat açısından da zirveye çıkmış ve hem İran, hem de Türk edebiyatının en büyük iki simasını yetiştirmiştir: Molla Câmî ve Ali Şîr Nevâî. Her iki şair de hem kendi dönemlerine, hem de sonraki dönemlere etki etmişlerdir.
ÇORUM HASAN PAŞA KÜTÜPHANESİ’NDEKİ ENVERİ ERZİNCANİ’NİN “MEVLÜD-İ ŞERİF” ADLI MANZUMESİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Ethem ERKOÇ*
Giriş
Birkaç kütüphanedeki eserin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş olan Çorum Hasan Paşa Kütüphanesi, kadim bir geçmişe sahiptir. Bununla beraber kütüphanelerin asıl omurgasını Ulu Camii avlusunda bulunan III. Alaaddin Keykubat tarafından işgal edilen Cami-i Kebir Medresesi’nin bitişiğinde, bizzat Beşiktaş Muhafızı Hacı Hasan Paşa tarafından kurulmuş olan kargir kütüphane oluşturmaktadır.
Ali Şîr Nevâî'nin özellikle Herat, Horasan ve Azerbaycan'da yaşayan ve çoğu Farsça şiir söyleyen 461 şairi ihtiva eden, Türk edebiyatında kaleme alınan ilk tezkire olan Mecâlisü'n-nefâ'is'inin sekizinci meclisini kendisine ayırdığı ve "saltanat denizinin parlak ve iri incisi, hilâfet göğünün cihanı aydınlatan güneşi, cömertlik havasınınn cevher yağdıran bulutu, kahramanlık ormanının hünerli arslanı, adalet çimeninin dik boylu servisi, mürüvvet madeninin seçkin incisi, gayret meydanının Rüstem-i destan'ı, cömertlik meclisinin Hâtem-i zaman'ı fesahat âleminin nükte ile sihir göstericisi, belagat cihanının incelik ile mucize ortaya koyucusu, yani sultanlar sultanı Ebu'l-Gâzî Sultan Hüseyn Bahadır Han...." sözleriyle övdüğü, çocukluk ve okul arkadaşı, daha sonra yakın dostu ve hâmîsi olan Hüseyn-i Baykara'nın tam adı Hüseyn Mîrzâ bin Gıyâsuddîn Mansûr bin Emîr-zâde Baykara bin Ömer Şeyh bin Emîr Timur Küregen'dir. Hayatı çeşitli mücadele, taht kavgaları ve acılarla geçen, büyük bir devlet kurup uzun yıllar saltanat süren Hüseyn-i Baykara,
Divan edebiyatında taşradan söz açıldığında sorunun sadece idarî ve coğrafî sınırlar içinde değerlendirilemeyeceği söylenebilir. Bu yüzden bir taşradan değil taşralardan söz etmek kaçınılmazdır. Taşra, “bir şeyin dış tarafı; dışarı” ve “başşehrin dışında kalan yerler, bilhassa İstanbul dışı” olarak karşılık bulur sözlükte.
Nesir (düzyazı), edebiyatımızda Batı etkisine gelinceye kadar şiirin yanında hep gölgede kalmıştır.Verilen örnekler de bir düşünceyi iletmekten çok sanat yapmak amacıyla ortaya koyulmuştur.
Divan edebiyatı döneminde iki tür nesir örneği görülür. Birincisi bazı tercüme eserlerle, halk için yazılan kitaplarda, özellikle tarihlerde kullanılan sade nesirdir. Gerçi mecazlı, cinaslı ve secili nesir Türk edebiyatında öteden beri görülen ve sevilen bir nesirdi. En güzel örneklerini ise Dede Korkut Hikayelerinde görmekteyiz. Diğeri ise özellikle Sinan Paşa’yla başlayan süslü nesirdir.