Anasayfa arrow Eski Türk Edebiyatı arrow HÜSEYİN BAYKARA VE TÜRK KÜLTÜRÜ
HÜSEYİN BAYKARA VE TÜRK KÜLTÜRÜ PDF Yazdır
Perşembe, 12 Haziran 2008
 

Yazan: Doç. Dr. Ahmet Kartal,

Okunma Sayısı : 856    

Beğenilme : 25

Yayınlama yeri : Türkoloji, Eski Türk Edebiyatı

Ali Şîr Nevâî'nin özellikle Herat, Horasan ve Azerbaycan'da yaşayan ve çoğu Farsça şiir söyleyen 461 şairi ihtiva eden, Türk edebiyatında kaleme alınan ilk tezkire olan Mecâlisü'n-nefâ'is'inin sekizinci meclisini kendisine ayırdığı ve "saltanat denizinin parlak ve iri incisi, hilâfet göğünün cihanı aydınlatan güneşi, cömertlik havasınınn cevher yağdıran bulutu, kahramanlık ormanının hünerli arslanı, adalet çimeninin dik boylu servisi, mürüvvet madeninin seçkin incisi, gayret meydanının Rüstem-i destan'ı, cömertlik meclisinin Hâtem-i zaman'ı fesahat âleminin nükte ile sihir göstericisi, belagat cihanının incelik ile mucize ortaya koyucusu, yani sultanlar sultanı Ebu'l-Gâzî Sultan Hüseyn Bahadır Han...." sözleriyle övdüğü, çocukluk ve okul arkadaşı, daha sonra yakın dostu ve hâmîsi olan Hüseyn-i Baykara'nın tam adı Hüseyn Mîrzâ bin Gıyâsuddîn Mansûr bin Emîr-zâde Baykara bin Ömer Şeyh bin Emîr Timur Küregen'dir. Hayatı çeşitli mücadele, taht kavgaları ve acılarla geçen, büyük bir devlet kurup uzun yıllar saltanat süren Hüseyn-i Baykara,
Devletşah Tezkiresi'nde yer alan, "hem ana, hem baba cihetinden asalet sahibidir. Emir Timur neslinden gelenlerin hiçbirine böyle bir şeref verilmemiştir." ifadelerinden anlaşıldığı gibi, anne ve baba tarafından Timurlular sülâlesine dayandığı için asildi. Herât’ta doğan Hüseyn-i Baykara'nın soyu Emir Timur vasıtasıyla Cengiz Han’a ulaşır. Yedi yaşında babasını kaybeden Hüseyn-i Baykara, on dört yaşına kadar Devlet-hâne sarayında kaldı. On dört yaşında bu saraydan ayrılarak Mîrzâ Ebu’l-Kasım Babur’un yanına, 858/1454’te de buradan yakın akrabası Sultân Ebû Sa’îd Mîrzâ’nın maiyetine girmek üzere Semerkand’a gitti. Daha sonra Merv’e giderek Selçuklu sultanı Muiziddîn Sançar’ın yanına varıp maiyetine girdi. Bir müddet sonra ilk karısı olan Sultan Sançar'ın kızı Bike Sultan'la evlendi. 861/1457’de Ebu’l-Kasım Babur’un vefatından sonra Horasan tahtına oturdu. Uzun yıllar Horâsân ve Maveraünnehir’de hüküm sürdü. Baba-İlâhî köyünde vefat eden Hüseyn-i Baykara Herât’a getirilerek defnedildi.

Hüseyn-i Baykara, Alî Şîr Nevâî’den sonra kendi devrinin en değerli ve lirik şairidir. Pek çok yazma nüshaları bulunan Türkçe divanında yer alan şiirlerin ekserisi gazel tarzında yazılmış, aşktan ve yaşadığı hayattan bahseden şiirlerdir. Divan’ı faksimile olarak İsmail Hikmet Ertaylan (Türk Edebiyatı Örnekleri V, Dîvân-ı Sultân Hüseyn Mirza Baykara, “Hüseynî” İstanbul 1946), Dîvân’ından seçmeler ise, Kemal Eraslan tarafından yayımlanmıştır (Hüseyn-i Baykara Dîvânı’ndan Seçmeler, Ankara 1987). Talip Yıldırım ise divan üzerine bir doktora çalışması yapmıştır (Hüseyin Baykara Divanı [Metin-İnceleme-Dizin], Ankara Üni. SBE, Ankara 2002 [yayımlanmamış dt]). Hüseyn-i Baykara’nın divanından başka otobiyografi tarzında küçük bir risalesi vardır. Bu risale de İsmail Hikmet Ertaylan tarafından neşredilmiştir (Türk Edebiyatı Örnekleri II, Risâle-i Sultan Hüseyin Baykara, İstanbul 1945).

Hüseyn-i Baykara, Herat merkez olmak üzere Horasan, Sicistan, Tohâristan, Cürcan ve Esterabad’ı idaresi altında birleştirerek kırk yıl kadar saltanat sürdü. Timurlular tarihinin bu son parlak döneminde Herat siyasî ve ticarî merkez olmasının yanı sıra Baykara devrinin de kültür ve sanat merkezi oldu. Bu devirde klâsik Çağatay edebiyatının gelişmesi, hatta büyük ölçüde altın çağını yaşaması Hüseyin Baykara’nın gayretlerine bağlıdır. İran ve Türkistan’ın seçkin sanatkâr ve ilim adamlarıyla dolan Herat yeni inşa edilen saray, konak, cami ve medreselerle de gelişmiş ve büyümüştür. Yeni açılan eğitim ve öğretim kurumlarında güzel sanatlara, edebiyata ve şiire ilgi duyan bir zümre yetişmiş, bunların maddî ve manevî ilgisi sayesinde de sanat ve edebiyat faaliyetleri hızla gelişmiştir. Herat edebî muhiti bu arada sadece Horasan ve Mâverâünnehr’in büyük merkezleriyle temaslarını sürdürmüyor, aynı zamanda İran, Irak, Tebriz ve İstanbul gibi kültür ve sanat merkezleriyle de münasebet hâlinde bulunuyordu. Çağatay edebiyatının sanat ve millî ruh itibariyle zirveye ulaştığı bu devirde eli kalem tutan herkes Türk dilinden bahsetmiş, İran edebiyatı hayranlarına karşı Türkçe müdafaa edilmiş, Türkçe ile de büyük sanat eserleri ortaya konulabileceği gösterilmiştir.

İlme ve sanata önem veren, şiire ve şaire sempati ile yaklaşan Hüseyn-i Baykara, özellikle döneminde oluşturmuş olduğu meclislerle tanınmıştır. Bu meclislere dönemin önde gelen şâirleri, musikîşinâsları, tarihçileri, hattatları, minyatür sanatçıları, münşileri ve Türkistan'ın önde gelen kişileri katılmaktaydılar. Çeşitli eğlencelerin yanında ilmî ve edebî sohbetlerin ve münazaraların yapıldığı bu meclisler, hem ilim, sanat ve şiir alanındaki gelişmelere imkan sağlamış hem de dönemin kültürel açıdan gelişmesine yön vermiştir. Böylece Herat, yukarıda belirttiğimiz gibi dönemin önemli bir kültür merkezi hâline gelmekle kalmamış, âlimlerin, sanatkârların,şâirlerin ve zanaat erbabının teveccüh ettiği önemli bir merkez konumuna yükselmiştir.

Türk diline ve kültürüne ayrı bir önem veren Hüseyn-i Baykara, bu tavrı vesilesiyle gerek Türk dilinin gerekse Türk edebiyatının gelişmesinde önemli yere sahip birçok şahsiyetin yetişmesinde önemli hizmetleri ve katkısı olmuştur. Nitekim manzum ve mensur eserleriyle sadece Çağatay edebiyatının değil, bütün Türk edebiyatının önde gelen simalarından olan, Farsçanın resmî dil olarak hüküm sürdüğü, Fars edebiyatının Molla Câmî ile zirveye ulaştığı ve münevverlerin Farsça yazmayı meziyet saydıkları dönemde, Türkçe’nin birçok yönden Farsça’dan üstün bir dil olduğunu savunarak, Türkçe ile de yüksek bir edebiyat meydana getirmenin mümkün olduğunu bizzat eserleriyle ispat eden, genç şairleri Türkçe yazmaya teşvik edip özendiren Ali Şir Nevâî gibi bir dehanın kültür ve sanat hayatımıza kazandırması, Hüseyn-i Baykara'nın daima takdir ve şükranla anılmasına vesile olacaktır. Alî Şîr Nevâî, Abdurrahmân-ı Câmî, Hâmidî, Hâtifî, Hilâlî, Bennâî, Asafî, Seyfî-i Buhârî, Molla Muhammed-i Bedahşî, Ahî gibi şair ve edipler, Bihzâd ve Şahmuzaffer gibi ressamlar, Hüseyn-i Vâiz, Kul Muhammed-i Ûdî, Gulâm Şâdî gibi musikîşinaslar, Abdullah Mürvârid gibi münşiler, Mîr-hând ve Hând-mîr gibi tarihçiler, Devletşah gibi tezkireciler, Meşhedli Sultan Ali gibi hattatlar, Molla-zâde Molla Osman, Mîr Murtazâ, Molla Mes'ûd-i Şîrvânî, Mîr Cemâleddînn Muhaddis, Mîr Abdullah-i Meşhedî gibi âlimler vs. bu dönemin önde gelen sanat ve ilim erbabıdır. (Bu dönem hakkında geniş bilgi için bk. Saffet Bilhan, Orta Asya Bilgin Türk Hükümdarları Devletinde Eğitim-Bilim-Sanat, Ank. 1988; Kemal Eraslan, "Çağatay Edebiyatı" mad., TDV İA, c. 8: 168-76; Kemal Eraslan, Hüseyn-i Baykara Dîvânı’ndan Seçmeler, Ank. 1987; Kemal Eraslan, Alî-Şîr Nevayî Mecâlisü'n-nefâyis I-II, Ank. 2001; A. Atillâ Şentürk-Ahmet Kartal, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, İst. 2005).
   
Alıntı Yap
Favori
Yazdır
E-mail Olarak Gönder
İlgili Makaleler
Save this to del.icio.us

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >

AllVideos Reloaded for Joomla 1.0

Loading Clock...

Rastgele Resim

joomla_logo_black.jpg