Anasayfa arrow Halk Edebiyatı arrow MASALLAR ÜZERİNE BİR UFUK TURU
MASALLAR ÜZERİNE BİR UFUK TURU PDF Yazdır
Perşembe, 12 Haziran 2008
 

Yazan: Muzaffer Gündoğar,

Okunma Sayısı : 1193    

Beğenilme : 17

Yayınlama yeri : Türkoloji, Halk Edebiyatı


MASAL NEDİR
Masal, insanlığın oluşumundan bu yana toplumların gerçekleriyle düşlerini bir arada dile getiren, sözlü gelenekte yaratılıp yaşatılarak günümüze ulaşan anlatılardır diyebiliriz.
Bir de, bu alanın  uzmanları olan halkbilimcilerin bu konuda dediklerine kulak verelim.
Prof. Dr. Pertev Naili Boratav şöyle tanımlıyor  masalı:
“Nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlarından ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı türüdür.”

Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı’nın masal tanımı da şöyle:
“İnsanoğlunun evren, dünya , yaşam, doğa toplum ve kendisiyle ilgili tarihsel oluşum, düşün, istek ve izlenimlerinin az ya da çok değişikliğe uğrayarak, ağızdan ağıza geçme yoluyla çağımıza ulaşan geleneksel anlatı örnekleridir.”
Bu tür örnekleri çoğaltmak olası. Tüm tanımlar, hemen hemen aynı ortak noktada birleşerek masalın anonimliğini vurgulamaktadır. Sözlü gelenekten süzülerek gelen bu anlatımlar, ulusların özelliklerine göre değişikliğe uğrayarak yazıya aktarılmışlardır.


MASAL SÖZCÜĞÜ NEREDEN GELİR
Kamus-i Osmani’ye (Osmanlıca sözlük) göre ‘masal’ sözcüğü,’mesel’in değiştirilmiş biçimidir. ‘mesel, halk dilinde ünlenmiş, yaygınlaşmış öğütleri anlatan ve örnek alınacak söz demektir. “Darbı mesel”, atalardan kalma özlü sözler vecizeler, ibretli sözler anlamındadır. Buna göre masal, Arapça bir sözcük olan “mesel” den çıkmıştır.
Çocukluğumuzda bizi manilerden ve bilmecelerden daha çok masallar ilgilendirmiştir. Çoğu geceler ninelerimizin dizinin dibinde tatlı uykumuzu feda ederek saatlerce masal dinlediğimiz olmuştur.


MASALIN DOĞUŞU
Masal ilk insan topluluklarından doğmuştur. Önceleri ataların kahramanlıklarının küçük toplulukta anlatılması ile başlamış; kahramanlıklar ve bunlarla ilgili olaylar, ağızdan ağıza geçerek, topluluğun genişlemesiyle birlikte yayılmış, aileden kılana, klandan kabileye, kabileden de daha büyük birliklere ve sonunda  uluslar dediğimiz insan topluluğuna geçmiş. Ona mal olmuştur.
Başlangıçta, belli gerçek olayların bir öyküsü olan masal, ağızdan ağıza geçtikçe, bellek ve çevre  değiştirdikçe,  asıl söyleyeni unutulmuş, aslındaki bir takım öğeleri de yitirmiştir. Bunların yerine ise daha çok hayali öğeler toplamış, ama halk ruhundaki iyilik, hak tanırlık ve adalet duygularını daima kendinde saklamıştır.
Kültürün ve uygarlığın gelişmesi sonucundaki ilişkilerle savaş ve göçlerle masal, belleğine yerleştiği ulusun özelliklerine bürünmüş, asıl yapısını çoğu zaman koruyarak ikinci derecedeki öğelerinde değişikliğe uğramıştır.
İlkel kavimlerde masal kahramanları, çevre ve yaşayış gereği olarak, hayvan biçiminde görünmekteydi. Topluluklar uygarlaştıkça kahramanlar da kendi biçimine girdiler.
Hayali, düşsel bir anlatı olmasının yanı sıra  bir edebi tür kimliğine kavuşan masalların bir başka türü de fabllardır. Şiir ya da düz yazıyla çoğu kez hayvanları yada cansız varlıkları ele alır. Bu tür (Aisopos) Ezop Masallarının kökeninde İ.Ö. altıncı y.y.’da Asur-Babil’de doğan ve tüm Doğu dünyasına yayılan Ahikar Masalı vardır. Bu yapıt her biri gerçek bir masal olan bölümlerle son bulan bir anlatıdan oluşur. Yunanlı masalcı Babrias, bu bağlantıyı şöyle belirtir. “Masal eskiden  Ninus ve Bel dönemlerinde yaşayan Suriyeliler’in bir buluşudur. Ama Yunanlılar’a ilk masalları anlatan bilge Ezop’tur. Kişilerini hayvanların oluşturduğu Ezop Masalları İslam dünyasında da geçerli ahlak kurallarının din ve tasavvuf görüşlerinin dile getirilmesi kadar eğlendirici yönüyle de bir çok yapıta konu edinilmiştir. Sadi’nin Bostan ve Gülistan yapıtları, Mevlana’nın Mesnevi’si gibi kaynaklarda türlü hayvan masalları yer alır.


MASALLARIN BÖLÜMLERİ
Masallar birbirinden etkilendikleri halde, her ulusun masalı az çok kendi ulusal çizgilerini taşır. Bizim masalarımız da tekerleme bölümlerinin zenginliğiyle ayrıcalık gösterirler.
Türk masalında üç bölüm vardır.
1. Tekerleme (masal başı). 2. Asıl bölüm (masalın kendisi). 3. Masal sonu (üç elma).
Masallarımızın en özgün ve üstün yanı tekerlemelerdir. Kulağa hoş gelen yinelemeleri, gerçek dışı anlatımları ile asıl masala bir hazırlıktır.
Büyük masal ustası Eflatun Cem Güney’in “Zümrütanka” adlı masalını dokuz yüz ellili yıllarda (kırk yedi kırk sekiz yıl önce) köyümüzde ilkokul sıralarında okumuştum. Masalı ve masalın başlangıcındaki tekerlemeyi öylesine çok sevmiştim ki, birkaç kez okuduğumu ve tekerlemesini de yazarak ezberlediğimi anımsıyorum.
Masal tekerlemelerine örnek olması açısından, hala belleğimde olan Zümrütanka’nın masal başı tekerlemesinin bir bölümünü okurlarla paylaşmak istiyorum.
“Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde... Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu kuş uçtu; kuş uçmadı gümüş uçtu; gümüş uçmadı Memiş uçtu... Uçar mı, uçmaz mı demeye  kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten... Biri kaptı maşayı, biri aldı  kaşağıyı; dolandım, durdum dört köşeyi; Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; Şu köşe yaz köşesi, şu köşe güz köşesi, şu köşe kış köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken, aşağıdan sükun etmez mi Maraş paşası!..
(…)
 Yüzü insan, gözleri ahu. Ne maval ne martaval; işitilmedik bir masal!”
Bu ve bunun gibi masallar, düş gücümüzü geliştirmiş, anadilimizi sevdirmiş, kitaba ve okumaya olan ilgimizi de artırmıştır elbette.


MASALLARIN NİTELİĞİ
Bütünüyle hayal ürünü olan, genellikle olağanüstü olaylara, zaman zaman da olağanüstü varlıklara (cin, peri, dev, ejderha, vb) varlıklara yer verilen, olayları çoklukla belirli olmayan bir yerde (masal ülkesinde) belirli olmayan bir zamanda (evvel zaman içinde) geçen ve ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılarak sürüp gelen bir anlatı türü demiştik.
Masalların büyük bir bölümü olağan üstü kişileri ve olayları konu edinir. Kahramanlarını yaşanan çevreden alan masallar da vardır. Ancak tüm masallar hayal ürünü ve uydurma olduklarını belli eden bir anlatıma sahiptir. “Evvel zaman içinde”, “Bir varmış bir yokmuş...” gibi kalıplarla masalın çok eski bir zamanda geçtiği belirtilmiş olur. ”Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; altı ay bir güz gitmiş. Bir de dönüp ardına bakmış ki, bir arpa boyu yol gitmiş...” türünden kalıplar, anlatılanların gerçek dışı olduğunu vurgular.


MASAL KAHRAMANLARI
Masallarda insanların başından geçen olaylara, cinler, periler, devler, ejderhalar vd. (diğerleri) karışır.  Olağanüstü olaylar oluşur. Güvercin silkinip genç kız olur, at uçar, balık konuşur. Birçok masal saray ve çevresindeki yaşamla ilgilidir. Padişahın üç oğlunun ya da üç kızının  serüvenleri sıralanır. Bu serüven genellikle sevgiliyi elde etme  yolundadır. En küçük şehzade ya da en küçük kız davranışlarıyla, iyi yürekli, özverili, akıllı olduğunu kanıtlar; güçlükleri yener, mutlu sona ulaşır.
Bazı masallarda çiftçi, çoban, yoksul dul kadının kızı ya da oğlu gibi halktan kişiler yer alır. Üvey oğul ya da kız, çirkin Keloğlan itilip kakılır, ancak, iyilikseverlikleri ve zekalarıyla başarıya ulaşan kahramanlar olarak dikkat çekerler. Kırk Haramiler, Cadı, Arap, Köse gibi masal kişileri kahramanlara kötülük ederler. Ancak Hızır, derviş ve hayvanların yardımıyla sonunda bu kötü kişiler alt olurlar. Hep iyiler kazanırlar. Kötüler cezalarını bulurlar.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  
Genelde tüm masallarda, üstün nitelikler güzelde, iyide ve güçlüdedir. Kusurlar ise, çirkinde, kötüde ve zayıftadır
Hamit Zübeyir Koşay’ın “Etnoğrafya ve Folklor Klavuzu” adlı kitabında, masallarda sınıf farklarının ve soyluluk eğilimlerinin hiçbir önemi olmadığını söylemektedir. Yoksul bir adam varsıl, varsıl bir adam yoksul olabilir. Bir Keloğlan padişah olabildiği gibi, bir padişah da kolayca yerinden atılabilir. Yoksul bir kızcağızın bir şehzade ile evlendiğine masallarda her zaman rastlanır. Bir sultanın da yoksul bir delikanlıyı sevdiği, onunla evlenebilmek için ailesini bırakarak, ayağında demir çarık, sırtında demir giysi yıllarca az gidip, uz gidip, dere tepe düz gittiği de masallarımızda pek çok rastlanan olaylardandır.
Türk halk masalları ile Türklere akraba ulusların masallarında kahramanlığa önemli bir yer ayrılmıştır.
Masallarda olmaz diye bir şey yoktur. Düşünülen ve düşünülemeyen her şey olabilir masallarda. Bir küpün üzerine binip gözünüzü açıp kapayıncaya değin bir yıllık yolu aşabilirsiniz. (Günümüzde bazı fantastik filmlerde olduğu gibi, insanları ışınlayarak  bir yerden bir yere yani yüzlerce kilometre uzaklığa anında ulaştırma konusu da masalların çağdaş bi uyarlaması olsa gerek.) Yedi kat yerin altındaki karıncaların padişahıyla buluşur, bir ejde      rhanın sırtında on iki  kat gökyüzüne bir anda yükselerek aslanlar padişahıyla konuşabilirsiniz.
En ufak deliklerden sığan parmak çocuk insan gücünün üstünde işler başarmakta zorluk çekmez.
Bir  Keloğlan Arap Bacıyı kandırıp saraya girerek koca bir devi öldürebilir.
Padişahın kızını alabilmesi için,  kendisinden, som altından büyük bir köşk kurması istenen  yoksul delikanlı bunun da bir yolunu bulup, bu işi başarabilir.
Başına geçirdiği büyülü külah ve sırtına giydiği büyülü hırkayla  hiç kimseye görünmeden her yere girip çıkabilir Keloğlan. Daha bunun gibi sayılabilecek bir çok özellikleri vardır Türk masallarının.


MASALLARIN DERLENMESİ
 Sözlü bir anlatı türü olan masal çok eski tarihlerden itibaren derlenip yazıya da geçirilmiştir.
 Binbir Gece Masalları (Ahmet Nazif çev.1842) Binbir Gündüz Masalları (Ahmet Reşit çev. 1867-1871)  Tutiname (baskı 1840),Billur Köşk Masalları (yay. Tahir Alangu 1961)Yedi Vezirler ya da Yedi Alimler  öyküsü diye bilinen Sindbadname (yay. Ahmet Ateş 1948) vd. türünden İslam dünyasının masal kitapları Arap ve İran toplumlarında olduğu gibi Türkiye’de de geniş okur topluluğu bulmuştur.
Tanzimat’tan itibaren ise, Batı’daki masal denemelerinden (Charles  Perrault, 1897;
Grimm Kardeşler 1812-1815; ve Andersen’den 1835) çeviriler yayınlanmıştır.
Sözlü gelenekte yaşayan Türk masalları ise ancak yirminci yüzyılda yayınlanmaya başlamıştır. Masalın taşıdığı söz  varsıllıklarının  halkın yaratıcılığıyla oluşmuş anlatım kalıpları bu derlemelerin bazılarında korunabilmiştir. (ör. Pertev Naili Boratav) Bazı ürünler de ise yazarın kişisel anlatımı ön plana çıkmıştır. (ör. Eflatun Cem Güney)
Ziya Gökalp (Altın ışık 1923)
Naki Tezel (Keloğlan Masaları, 1936; İstanbul Masalları, 1938; Türk Masalları, 1971),
 Eflatun  Cem Güney (En Güzel Türk Masalları, 1948; Bir Varmış Bir Yokmuş, 1956; Evvel Zaman İçinde, 1957),  Pertev Naili Boratav, Zaman Zaman İçinde, 1958; Az Gittik Uz Gittik 1969) gibi yazarların  yapıtları yayınlanmıştır.
Bunlardan başka çeşitli derlemeler de  yapılmıştır. Bunlar: Dr. Saim Sakaoğlu, Gümüşhane Masalları 1973,
Bilge Seyitoğlu, Erzurum  Halk Masalları  Üzerine Araştırmalar, Erzurum, 1975;
Umay Günay, Elazığ,(inceleme) Erzurum, 1975,
Ahmet Ali Arslan Kuzeydoğu Anadolu (Kars) Türk ve Kuzey Britanya Halk Edebiyatında Masallar, Erzurum 1980,)vd.
Ziyat A. Akkoyunlu, Binbir Gece Masallarının Türk Masallarına Tesiri, Ankara,1982
Ali Berat Alptekin, Taşeli Platosu Masalları, Erzurum, 1982
Esma Şimşek, Yukarı Çukurova Masallarında Motif ve Tip Araştırması, Elazığ 1990
Mehmet Özçelik, Afyonkarahisar Masalları  Üzerine Bir Araştırma, 1993
Behiye Köksel, Gaziantep Masalları Üzerine Bir İnceleme, Konya 1995
Metin Ergun, Türkmen ve Anadolu Halk Masallarının Yapı ve Motif Açısından Karşılaştırması Üzerine Bir Araştırma, Erzurum, 1988
Şahin Köktürk, Azerbaycan ve Türkiye’de Derlenmiş Masalları Karşılaştırma Denemesi, Samsun 1996
Masallarımızın derlenmesiyle ilgili çalışmalar salt bu kadarla sınırlı değil elbet. 
Son yıllarda çeşitli bölgelerden derlenen masallar doktora çalışmalarına konu olmuştur. Karşılaştırmalı olarak yapı, motif ve tip çalışmalarıyla incelenmesi sürdürülmektedir.


MASALLARIMIZDA BİÇİM
Masallar yapı ve konu bakımından  gerçekçi, gerçek dışı, zincirlemeli, yalanlamalı, güldürülü ve hayvan masalları diye kendi aralarında bölümlenip adlandırılmışlardır
Türk masallarını gerçekdışı (hayali) ve gerçekçi  masallar olarak da ikiye ayırabileceğimizi söylüyor Halkbilimci Naki Tezel.
Hayali olayları, hayali kahramanları anlatan, gerçeğe, yaşanmakta olan hayata uymayan, olayları bulunan masalları hayali masallar bölümüne; akıl ve mantık çerçevesine sığan, yaşanan hayatın olay ve kişilerine benzeyen masalları da gerçekçi masallar bölümüne alabiliriz.
Oduncu Baba masalı buna örnektir.
Bir gence  aşık olan padişahın kızı onun peşine düştüğü için ailesi tarafından bırakılır. Az gider uz gider, dere tepe düz gider. Üzerindeki giysiler eskiyinceye, ayağındaki çarıklar parçalanıncaya değin gider. Bir oduncu babaya  rastlar. Onun evlatlığı olur. Onunla yaşamaya başlar. Günün birinde oraların padişahı ya da hakimi oduncu  babaya bir vesileyle bazı sorular sorar, kırk gün içinde de yanıtlamasını ister. Soruları yanıtını bilemezse canından olacaktır. Adam soruların yanıtını bilemez. Kız bilir, adama söyler. Adam da 39. günde yanıtını vererek canını kurtarır. Üstelik de takdir edilerek bir torba altınla ödüllendirilir.
Bütün dev ve peri masalları ise gerçekdışı yani hayalidir. Buna herhangi bir örnek vermeyi gerekli  görmüyoruz. Aramızda çocuk yaşlardan itibaren bu tür masaları dinlemeyen ya da okumayan yoktur sanıyorum.
Biçim bakımından masalın üçüncü bölümü sonundaki tekerlemedir. Buna masal sonu da diyebiliriz. Masalcı masalı özgün bir biçimde bitirmek, anlattığı olaylara da gerçek havası vermek için gerçekçi sözlerle bir tekerleme yapar. Sanki anlattığı olayların içinde yaşamış, kırk gün kırk gece yapılan düğünde bulunmuştur.
Buna şöyle bir örnek verebiliriz:
Düğüne beni de çağırdılar. Gittim. Bana bir heybe çerez verdiler. Eşeğime yükledim. Eşeğimin ayakları mumdan, gözleri camdandı. Çok ivedi davrandığım halde yetişemedim. Gün doğuverdi. Mum eridi. Camlar patladı. Çerezler de taş oluverdi. Şimdi onlar geçinip duruyorlar.
Bir başka örnek:
Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım tahtaboşuna... Gökten üç elma düştü. Birisi söyleyenin, birisi dinleyenin, birisi de benim.


MASALLARIN DEĞERİ
Masal öyle gür bir kaynaktır ki, bu kaynaktan bir çok bilim dalları yararlanır. Halk masalları bir ulus için en varsıl(zengin) gömülerdir. Bir ulusun yüzlerce yıl önceki karakterleri, yapıları, huyları, ve ülküleri masallarda gizlidir. Halk uygarlığının eski izlerini kısmen de olsa masallardan çıkarmak olasıdır diyor Halkbilimci Naki Tezel.
Masal, her şeyden önce dilcilerin yararlandıkları bir kaynaktır. Anlatandan dönemine özgü deyimlere, sözcüklere rastlandığı gibi, ağız özellikleriyle derlenmiş bir masalda, dil araştırıcısı pek çok yeni sözcüklere ya da bazı sözcüklerin kök ve parçalarına rastlayabilir.
Bundan başka masal,  bir toplumbilimci için toplumun kuruluşunu ana öğelerini nitelendirmede, halk kültürünün temellerini araştırmada değer biçilemez bir belgedir.
Tarihçi için de masal, bazı önemli tarihsel olayların aydınlatılmasında değerli bir belge olabilir.
Çocuk eğitiminde ise masalın önemi tartışılmaz.  Küçük çocukların dikkatini, ilgisini salt masallar çektiği için eğitimde bunu çok iyi kullanmak gerekir. Halkbilimi malzemesi olarak derlenen masallardan  özenli bir dil, açık bir anlatım, kısa ve basit cümleler kullanılarak yeniden öykü ve masallar yazılabilir çocuklar için. Yalnız masallardaki kötü öğeleri atmak gerekir. Çocukların düşünce ufkunu geliştirmede; anlatma, dinleme ve dikkat kazandırılmasında, geleceğe yönelik olumlu yargılar oluşturmada onlara dil ve okuma sevgisi vermede öncelikle masallardan yararlandığımız bilinen bir gerçektir. Bunu gözden ırak tutmadan yapılacak bu tür çalışmalar, çocuk edebiyatına da yeni yapıtlar kazandıracaktır.
Kısacası, romancı, öykücü, şair, oyun yazarı, hatta senaryo yazarları masallardan büyük ölçüde yararlanmaktadırlar.
Gönül ister ki masal derleme çalışmaları sürdürülsün. Derlenmiş tüm masallar da  kitaplaştırılarak gelecek kuşaklara bırakılsın.  Gömü değerindeki bu varsıllıklarımız Türk bilim ve yazın dünyamıza kazandırılsın.
  Masallar kadar ışıklı, renkli, güzel günler dileğiyle tüm okurları saygıyla selamlıyorum.


__________________________
Kaynaklar
*Türk Dünyasından Masallar        Zeynelabidin Makas Kitabevi Yayınları    2000
*Türk Masalları 1-2                        Naki Tezel  Kültür Bakanlığı   1985
*Büyük Larousse Ansiklopedisi     Milliyet Yayınları  1986
*Büyük Kültür Ansiklopedisi         Başkent Yayınları  1984
*Keloğlan Masalları                        Atila Çakıroğlu      1996
*Türk Masalları           Enver Behnan Şapolyo  *Rafet Zaimler Yayınevi 1958
*Masallar      Eflatun Cem Güney      Kültür Bakanlığı Yayınları 1992


   
Alıntı Yap
Favori
Yazdır
E-mail Olarak Gönder
İlgili Makaleler
Save this to del.icio.us

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.8 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >

AllVideos Reloaded for Joomla 1.0

Loading Clock...

Rastgele Resim

joomla_logo_black.jpg