|
Düğünler, geleneklerin en iyi sergilendiği anlardır. Düğün gelenekleri ilden ile, hatta köyden köye değişir. Dünürlükten gelin getirmeye kadar geçen süreçte bir çok ayrıntı gizlidir.
Düğünlerde uygulanan geleneklerin yöreden yöreye farklılık arz ettiği gibi dünden bugüne de değişime uğradığını söylemek yanlış değildir. Bu bağlamda size dünden kalan bir gelenekten söz etmek istiyorum: Güvey Donatma.
Çocuk yaşlarda idim. Bizim Beydilli Köyü’nde Uzun Elvan’ın oğlu Ömer’in düğünü oluyordu. Herkes gibi ben de, olup biteni izlemek için davulla zurnanın sesinin geldiği yerlerde dolaşıyordum. Bayrak dikilip düğün başlayalı bir hafta olmuştu. Gece farklı eğlenceler, gündüz halaylar derken gelin getirilecek güne gelinmişti. Düğün evinde telaş, köyde neşe, çocuklarda sevinç vardı. O gün köye gelin gelecekti. Gelecekti ama önce düğün alayı yola çıkmalıydı. Düğün evinde hummalı bir koşturmaca vardı. Kimi atları eyerliyor, kimi arabayı hazırlıyor… o arada avlunun ortasına bir sandalye atılmış; berber Hüseyin Usta, damadı tıraş ediyor. Tıraş bitti, sıra damadın elbisesini giydirmeye geldi. Şimdiki gibi damat, evde yeni elbiselerini giyip çıkamıyordu. Onun da bir töreni vardı. Damat eve gitti. Elbiselerini orada çıkartmış ve sadece don-gömlekle dışarı çıktı. sırtında kolları uzun iç gömleği, altında da paçaları topuklarından düğmeli iç donu vardı. Üşümemesi için de sırtına palto örtmüşlerdi. Yanında sekiz-on yaşlarında bir sağdıç vardı ki o da aynı durumda idi. Gençler, etrafını sardılar. Damat ve sağdıcın yeni elbiselerinin bulunduğu bohçayı alarak kanatlı kapıdan salavatlarla çıktılar. Daha önceleri hamam niyetine yunaklıkta, damat hamamı yaparlarmış. Bu o gün için mümkün olmadığından köy çeşmesinde damada abdest aldırdılar. Oradan salavatlarla köyün ortasındaki dut ağacının dibine damadı ve sağdıcı getirdiler. Köy halkı da töreni izlemek üzere orada toplanmışlardı. Bohça köyün imamının önüne konuldu. Vehbi Hoca, gece “Bundan murat nedir?” diye sordu. Çocuk aklımca diyordum ki Hoca Efendi, hem biliyorsun hem de soruyorsun, senin maksadın ne?... Tabi işi, böyle değilmiş. Soru, usuldenmiş. O delikanlı, bunu bilirmiş. “Hocam, işte damat, işte esvabı. Hayır dualarla damadı giydirmenizi diliyoruz.” dedi. Vehbi Hoca, hay hay deyip besmele ile bohçayı açtı. Başladı güvey başı donatmaya: Gelin, hey ağalar, beyler, güveyi donatalım. Giydirip kuşatalım. Evvela düğününüz mübarek olsun. İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Köylü, hep bir ağızdan ve yüksek sesle “Allahümme salli ala Muhammed” diyerek salavat getirdi. Sonra Hoca Efendi devam etti: “Evvela zikredelim. Allah diyelim. Fazl-ı bismillah diyelim” deyince yine yüksek sesle “Allah Allah” nidaları köy meydanlarında yankılandı. Unutma ey beni Adem, ol yüce dergahı Biz severiz derun-i dilden Muhammed Musatafa’yı İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Hz. Muhammed’in adı geçtiğinde halk, büyük bir çoşku ve saygıyla salavat getiriyordu. Hoca, bu genel girişten sonra bohçadan damat ve sağdıcın işliğini(gömleğini) çıkararak maniye benzer sözlerine devam etti: İşte bu işliği, Dünyada Allah versin murat ile gençliği. Ahirette çektirmesin güçlüğü. Mübarek ola işliği. İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Halk salavat getirirken meraklı bakışlar arasında damada ve sağdıca besmeleyle gömlekleri giydirildi. Bu sırada Hoca Efendi, bohçadan pantolonları alarak seyircilere gösterdi. O dönemde şalvar tabir edildiği için o sözcükten hareketle söze başladı: İşte şalvarı… Gelen geçti, konan göçtü. Cennette ab-ı hayatı kim içti? Adem aleyhisselam içti. Ya bu donu kim biçti? İdris aleyhisselam biçti. İdris aleyhisselamın ruhuna, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Hoca sözünü bitirdiğinde halk salavat getirmeye başladı. Bu esnada damat, pantolona bir kaç kez ayak basarak çiğnedi ve sonunda giydi. Bu hareketiyle giyim kuşamına bakarak mağrurlanmayacağını, dünya malı ile gurura kapılmayacağını ifade etmiş oldu. Sağdıç da pantolonunu giydikten sonra sıra kuşağını kuşatmaya geldi. Daha önceleri pantolonun üst kısmına gayret kuşağı veya Tosya kuşağı adı verilen ve deriden yapılmış olan, kat kat gözleri bulunan bir kuşak bağlanırmış. Bu, sonraları yerini kemere bırakmış. Hoca Efendi, kemerleri aldı eline ve başladı kelama: İşte kuşağı… Kuşak deyip geçmeyin; Vardır kuşağında bir erkanı. Bu yol, bu erkan kimden kaldı? Allah’ın arslanı Hz. Ali’den kaldı. Sonra kime kaldı? Hacı Bektaş-ı Veli’den kaldı. Veli’ye kimden kaldı. Uludan, pirden kaldı. Kuşadalım, uğur ola, Uğurlar hayrola… Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Köy halkı coşkuyla salavat getirirken damat ve sağdıcın kemerleri takıldı. Vehbi Hoca, yelekleri aldı eline. İşte yeleği… Hak Teala yaratmış o yüce meleği. Kabul ola yeleği. İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Salavatlarla yelek giydirilirken Vehbi Hoca, bohçadan ceketleri çıkarttı ve halka gösterdi. Daha önceleri ceket yerine çepken veya salta giyildiği için o yine söze başladı: İşte saltası… Gitsin, kalmasın tasası. Cümlemizi yaratan ol gani Mevlam, Gözleri kara, yüzü ak, Güzel oğlan vere sana Hak. Sıkılma ey güvey, dön beri bak. Neslin de kazancın da olsun mübarek. İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Salavatlarla ceket giydirildi. Geride sadece iki parça kaldı. Bocuk nakışlı para kesesine herkesin gözü takıldı. Hoca, keseyi aldı, açtı, inceledi, sonra söze başladı. İşte kesesi… Dolsun da taşsın inşallah. Hasetçilerin olmaz malı, Cömertlerin kesesi dolu. Gayret senden, bereket Allah’tandır yiğidiğm. Kesen bereketle dolsun, Kazancın mübarek olsun. İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Damat ve sağdıç, keseleri alıp ceplerine koydular. Hoca Efendi bohçada kalan takkeleri alıp eliyle düzeltti. Önceleri fes giyildiğinden dil alışkanlığıyla şöyle söze başladı: İşte fesi… Geldi, devlet tacı kondu başına. Allah uzun ömürler versin yiğit yaşına. Fes deyip de geçmeyin; Giysin de bakın gidişine. Kim karışır Yaradan’ın işine. Müminlerin cennetten gelir sesi, Münafıkların cehennemden gelir yası, Giysin fesi, gitsin tasası. Mübarek olsun esvabı, kisvesi, İş bu mübarekliğine, Peygamberimiz canına, Salavat verelim Muhammed’e… Salavat… Nakışlı hacı takkelerini güvey ve sağdıca bizzat Hoca Efendi giydirdikten sonra artık törenin sonuna gelinmişti. Hoca, son sözlerini söylüyor, dua ediyordu: Komşular, güvey donatıldı, Alem-i islama hayırlı olsun. İzdivaçları mübarek olsun, Hanesi hayırlı evlatlarla dolsun. Hıyn-ı zarurette Allah muini olsun. Cümle cemaatten Mevlam razı olsun. Diyelim kırklar, yediler, pirler aşkına Hû… Dertlere deva, hastalara şifa, Hanelere saadet, kesbine bereket, Resul-i Kibriya’dan şefaat için, Allah rızası için el-Fatiha… Hazır olan cemaat, fatihayı okuyup elini yüzüne çalmasıyla “Güvey Başı Donatma” töreni bitti. Artık davulcu ve zurnacıya iş düştü. Gençler, damadı da aralarına alarak halay çektiler. Sağdıç da onlara ayak uydurmaya çalıştı. Halay ve eğlence epeyce sürdü. Sonra evden hazırlıkların tamamlandığına dair haber geldi. Sıra, gelin almaya gelmişti. Kimi atlı, kimi yaya olarak komşu köye doğru yola çıktılar. Davul-zurna, oyun-eğlence, kırıla… |
|
|