|
Hazan mevsimi geldi çattı işte! Suyu çekiliyor hayatın, rengi soluyor! Güneş eskisi gibi ısıtmıyor gönül bahçelerini. Arzu küheylanları yorgun, düş nehirleri durgun. Göçmen kuşlar başka baharlara kanatlanmış gökyüzünde. Sıra sıra ayrılık, hüzün, çırpınış… Kaçınılmaz yolculuk sürüp gidiyor. Dostların da isimleri siliniyor defterden birer birer. Ne sesleri kalıyor, ne de yüzleri. Her fırtına bir şeyler koparıyor bizden. Hayat ağacı budandıkça budanıyor.
Hazan çökmüş kitapların üstüne. Cümlelerin yaldızları dökülmüş. Sözcükler sonsuz uykuyu yatmış dizelerde. Şairlerini çoktan unutmuş şiirler. Her dem yeni “keşke”ler ekleniyor hayata. Ne yazık ki “keşke”ler tamir etmiyor hayatın kırıklarını. Her kırıktan bir sızı yayılıyor yüreğe. Yüreğin vadilerinde tortular birikiyor. Bam telinden nağmeler inliyor yamaçlarda. Sonra “yeniden başlamak” üzerine tazeleniyor umutlar. Zamanla “yeni” sözcüğü yavaş yavaş eskiyor. Eskimeyen “yeni” bulunamıyor. Başlangıçlar er geç bitişlere düğümleniyor. Virgüllerin akıbeti bir “nokta”ya varıyor. Özlem ırmakları gürleşiyor gitgide. Unutmanın dağlarını aşarak bugüne ulaşıyor. O ırmağın aynasında teselli buluyor, serinliğinde ferahlıyor, suyundan kana kana içiyor insan. Öyle bir su ki içtikçe susatıyor. Ömür sandalı kendiliğinden gidiyor kışa ve karanlığa doğru. Zaman zaman yalpalıyor, savruluyor, hırpalanıyor. Vakitsiz fırtınalara yenik düşüyor sandal. Su alıyor, yosun tutuyor, çürüyor günden güne. Bir hüzünlü tebessümle gitmek kalıyor geriye. Hayata, kalanlara, yaşanmış onca güzelliğe, öksüz kalmış hayallere “hoşçakalın” demeden gitmek… Eli kolu bağlı, sonsuz acı içinde korku depremleriyle sarsıla sarsıla gitmek. Son sözü söylemeden gitmek… Öyle ya, son sözü hep ölüm söyler. |
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|