* Türk edebiyatına geçmişten bugüne baktığınızda bir gelişme mi yoksa gerileme mi görüyorsunuz?
-Türk edebiyatı, kendi edebiyat gelenekleri içinde değerlendirilmelidir. Türkçe’nin zengin yapısı, her dönemde gür edebiyat metinleri doğurmuştur. Klasik Türk şiiri geleneği, Türk halk edebiyatı geleneği, Tanzimat, Servet-i Fünun, Millî Edebiyat, Cumhuriyet Edebiyatı gelenekleri, hep kendi içlerinde, kendilerine özgü büyük ürünlerin çıkmasına vesile oldular.
O açıdan Türk edebiyatını kendi dönemlerinin gelişimini ve atılımını yapan edebiyatlar toplamı olarak görüyorum. Gerileme yoktur. Olamaz da. Çünkü Türkçe’nin, Türk kültürünün ve tarihinin zengin bikrimi, çocuklarında büyük duyarlıkların oluşması için her zaman uygun zemin olarak durmaktadır. Şeyh Galip kendi döneminde ve kendi şiir yazma alanında büyüktür. Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Arif Nihat Asya, Yavuz Bülent Bakiler gibi şairleri hep kendi tür, anlayış ve sahaları içinde değerlendirmek gerekir. Bence Türk edebiyatı günümüzde de büyük eserler vermeye devam ediyor. *Tanzimat ile birlikte gelen batılılaşma süreci Türkleri ve Türkçe’yi nasıl etkilemiştir? -Tanzimat, batılılaşma süreciyle birlikte o zamana kadar bilinmeyen farklı iklimlere açılım sağladı, Yeni dünyalar keşfetti, edebiyatı sosyal ve siyasal alanlara açtı. Batıdan bir çok şey aldı. Olumlu anlamda alınan değerler de var ama bana göre olumsuz bir etki de ortaya çıktı. Tanzimat’tan itibaren bakarsanız hep Batının kötü bir taklidi olma aşamasında kalınmıştır. Kendimize ait, bizi ifade eden, yerli ve millî duruş ve duyuşa tercüman olan kuvvetli edebiyatlar azaldı ya da zayıf damarlar olarak kaldı. Tanzimat, büyük oranda Batının iktibasıdır. Servet-i Fünun’un en büyük amacı Batıyı tamamen denebilecek ölçüde taklit etmeye dönüktü. Başarısını o taklidin derinliğinde arıyordu. Fecr-i Ati onun da kötü bir taklidi. Cumhuriyet sonrasında ortaya çıkan Garip edebiyatı, Sosyalist edebiyat, İkinci Yeni edebiyatı hep Batılı düşünce ve edebiyatı aktarmaktan ve taklit etmekten öteye bir şey yapmadılar. Ancak arada Millî edebiyat, Hisarcılar gibi bazı hareketler ve ferdî planda bazı çıkışlar görüldü. Bu hareketler, millî bilinç temeli atmaları bakımından önemli bir işleve sahiptir. Bu temel üzerine yerli duyarlığın ve bakış açısının hâkim olduğu estetik değeri yüksek, güçlü ürünler verilmesi gerekiyor. * Türkçe’de var olan eski ve yeni çatışması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? -Bir ara güncel siyasete alet edilerek öztürkçe-yaşayan Türkçe tartışmaları yapılıyordu, ama günümüzde artık bu tartışmalar yok. Bugün sağcı solcu demeden herkes aşağı yukarı belli bir dil anlayışında anlaşmış görünüyorlar. Eski ve yeni kelimeleri hemen her kesim müşterek olarak kullanıyor. Kelime ayırımı yapmadan Türkçe’ye mal olmuş, meramımızı ifade etmeye elverişli bütün söz varlıklarını kullanıyoruz. Konuşma ve yazılarımızda eski ve yeni kelimeler önemlerine ve işlevlerine göre yan yana kullanılmaktadır. En iyisi dili kendi hâline, kendi yatağına bırakmak. Tabii seyri içinde Türkçe’miz zenginleşerek, incelerek, derinleşerek, güzelleşerek devam ediyor. Türkçe’mizi zenginleştirip güzelleştirmede milletimizin zekâsı, zekice buluşları, benzetmeleri, vurgulamaları yanında güçlü şair ve yazarlarımızın çabaları da büyük bir role sahip. * Bir şiiri nasıl incelemeliyiz? Nelere dikkat etmeliyiz? Bu, cevabı uzun olan bir soru. Ben bu soruya cevap olmak üzere Şiir Çözümleme Yöntemi (Ankara, 2003) adında bir kitap hazırladım. O kitap incelenebilir. Ancak burada kısaca şu söylenebilir. Şiir incelemenin amacı, şiir dediğimiz metnin derununa nüfuz etmektir. Şiir, ortak dilin mecazî ve çağrışımsal anlam katmanlarıyla örülmüş, ahenkli, çarpıcı, az sözle çok şey söylenmiş güzel bir dil yapısıdır. Biz bu yapıyı önce unsurlarına ayırırız, sonra bu unsurlar arasındaki organik bütünlüğü bulur ve sonunda da o metne dair değer yargımızı ortaya koyarız. Şiir çözümlemesi, şiiri anlama ve anlamlandırma çabasından ibarettir. Türk şiiri çok zengin bir birikime sahiptir. Bu bikrimden istifade etmek de ancak bilimsel bir yöntemle şiire yaklaşmakla mümkündür. * Çağdaş Türk şiirinin başlıca problemleri sizce nelerdir? -Çağdaş Tür şairinin başlıca problemi Türk-İslâm kültür ve edebiyat tarihine vakıf olamamasıdır. Şiir, tarihsel kültür birikimine dayanır ve millî duyarlığın devamıdır. Türk şairi, atalarım nasıl duyardı, duyuşunu deyiş hâline nasıl getirirdi? Sorusuna muhatap olarak önce kendi âleminde Türk şiir seçkisine sahip olmalıdır. Türk şiirinin başından günümüze kadar geçirdiği bütün aşamaları inceleyip, tarihten günümüze ne taşıyabilirim kaygısıyla hareket etmelidir. Sadece Batı edebiyatına bakmakla şair olunmaz. Dünya edebiyatı da okunabilir ama önce Türkçe’nin tarihî serüveninde önemli köşe taşlarından olan büyük edebiyat eserleri incelenmeli. Türk şairi tarihiyle, kültürüyle barışırsa yolu açık olacaktır. Ayrıca günümüz şairleri, anlaşılır olmayı basitlik zannederek kimsenin anlayamayacağı metinler üretmeye çok meyyal. Sanki kimse anlamazsa büyük şair sayılamayacakları zehabına kapılıyorlar. Halbuki sehl-i mümteni diye bir şey var. Anlaşılabilir büyük şiir yazmak önemlidir. Yahya Kemal anlaşılıyordu ve küçük şair değildi. Cahit Sıtkı da öyle, Ahmet Muhip de. O bakımdan şairler artık karnından konuşmayı bırakmalıdır. İkincisi çağdaş Türk şairi, ahengi kaybetti. Lirizm yok oldu. Şiir demek biraz da güzel bir musiki cümlesi demektir. Kulağımızı okşayacak okunuşta bir şiir bulamıyoruz. Şairlerimiz bu konuda da kafa yorarlarsa iyi olur. * Günümüz yazar ve şairlerinden kimi beğenerek okuyorsunuz? -Yaşayan şair ve yazarlar anlamında soruyorsanız beğenerek okuduklarım tabii ki var. Yavuz Bülent Bakiler, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Mahmut Kaplan, Hilmi Yavuz en çok beğendiğim şairler. Yazarlar arasında ise Mehmet Niyazi, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Sevinç Çokum, İskender Pala, Mustafa Kutlu yine en çok beğendiklerim arasında yer alıyorlar. Bunları bütün öğrenci arkadaşlarıma tavsiye ederim. * Kendinize örnek aldığınız isim ya da isimler var mı? Varsa hangi sebepten dolayı örnek aldınız? -Yeni Türk Edebiyatı sahasında soruyorsanız, çalışkanlığı, ciddiliği, üretkenliği, millî bilincinin sağlamlığı, terkip kabiliyeti, edebiyatla hayatı ve diğer bilgi alanlarını birleştirebilme gücü bakımlarından Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ı her zaman örnek almışımdır. O, benim için her zaman usta olmuştur. Yeni Türk Edebiyatı sahasında çalışacak arkadaşlara da önce Mehmet Kaplan külliyatını baştan sona okuyup defterlerine özetlemelerini isterim. * MEB ilköğretim ve lise öğrencileri için 100 temel eser hazırladı. Bu bir bakıma öğrencilerin okumaya yönelmesi adına iyi oldu. Ancak ortalığı sadece 100 temel eser yayınlayan bir sürü yayınevi kapladı. Sizce klasikler hakettiği ilgiyi bu şekilde görmüş oldu mu? -Bence Bakanlığın bu faaliyeti yerindedir. Bu tür faaliyetleri daha da artırmak lâzımdır. Bu 100 temel eseri bile okutabilsek büyük başarı sağlamış olacağız. Yayın evlerinin millî kültürümüze bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmesi de sadece olumlu karşılanabilir. Bir şey denmez. Kötü kitaplar basacaklarına, sadece yabancı eser yayınlayacaklarına hiç olmazsa Türk edebiyatı basıp dağıtıyorlar. Bu da bence büyük hizmettir ama daha fazlasını yapmak lâzım. * Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanından 720 yıl sonra dilimiz gerçekten onun görmek istediği yerde midir? -Değildir. Günümüzün en önemli sorunlarından biri Türkçe’mizin İngilizce’nin istilâsına uğramasıdır. Bunlar gerçi çok tekrar ediliyor ama tekrar etmekte fayda var. Biz bir bütün olarak aşağılık duygusundan kurtulmalıyız. Kendimize güvenmeliyiz. Biz bir milletiz. Dünyanın en eski ve en köklü milletlerinden biriyiz. En büyük ve en güzel dillerden biri Türkçe’dir. Türkçe’nin dizgesi, yapısı, işleyişi, ek-kök sistemi vs. çok büyük bir zekâ ürünüdür. Türk milletinin zeki oluşunun en önemli göstergelerinden biri böyle bir dil dizgesi kurmuş olmalarıdır. Türkçe’miz yapısı itibariyle her hâli ifade etmeye muktedir bir dil. Böyle zengin ve işlek bir dil varken İngilizce gibi basit bir dilin istilâsına maruz bırakmak ihanettir. İş yerlerinin isimlerini İngilizce yapmanın, konuşma ve yazı aralarına İngilizce söz unsurları katmanın züppelikten başka manası yok. Fakat ümit veren bir durum da var. Türkçe bilinci gittikçe gelişiyor. Özellikle gençlerimiz, kendi millî varlıklarına, dillerine, kültürlerine güveniyorlar. Türkçe’yi geliştirmek ve korumak için çok önemli çalışmalar yapıyorlar. Sizin dergi çıkarmanız bile Türkçe’yi korumaya ve geliştirmeye yönelik bir çalışma. Bu sayede birçok öğrenci arkadaşımız Türkçe duyarak ve düşünerek şiir, hikâye, deneme, inceleme vs türlerde ürün yayınlayacak. Bu ürünler Türkçe’nin kıvrak ve işlek kullanım alanlarıdır. Türkçe’nin dolaşımda tutulması güzel, etkili, çarpıcı, vurgulu edebî metinler sayesindedir. Atasözlerimizi, deyimlerimizi, vecizelerimizi, halk bilgeliğinin karşılığı olan zengin ifadeleri konuşma ve yazılarımızda ne kadar dolaşımda tutarsak Türkçe’miz o kadar gelişecektir. * Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz? -Bütün okurlara, Türklük bilinçlerini diri tutmalarını, tarihlerini, kültür ve edebiyatlarını iyi öğrenmelerini ve özümsemelerini, kesinlikle aşağılık duygusuna kapılmamalarını, özgüvenlerinin tam olmasını, atak olmalarını, çekingenliği kesinlikle terk etmelerini, mücadeleci, azimli ve kararlı olmalarını, kendilerini yazılı ve sözlü olarak ifade etmekten geri durmamalarını tavsiye ediyorum. Prof. Dr. Nurullah ÇETİN Kimdir ? 02.03.1964 tarihinde Kütahya'nın Simav ilçesine bağlı Kuşu kasabasında doğdu. İlk öğrenimimi 1974 yılında Kuşu kasabasında, orta öğrenimimi 1980 yılında Manisa'nın Demirci ilçesinde tamamladı. 1980-1981 öğretim yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalına kaydoldu. Lisans öğrenimimi 23.09.1985 tarihinde bitirdi ve 1986 yılında aynı anabilim dalında araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Yüksek lisansını 13.09.1988, doktora öğrenimini de 20.11.1995 tarihlerinde tamamladı. Doç. Dr. İsmail Parlatır'ın yönetiminde hazırladığı yüksek lisans tezinin konusu "Tanzimat'tan Fuat Köprülü'ye Kadar Bizde Edebiyat Tarihçiliği" (A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1988), Prof. Dr. Olcay Önertoy'un yönetiminde hazırladığı doktora tezinin konusu ise "Behçet Necatigil, Hayatı-Sanatı ve Eserleri" (A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1995) dir. Askerliğini 15.08.1996 - 31.07.1997 tarihleri arasında ŞIRNAK 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığında Yedek Subay Asteğmen olarak yaptı. 31.07.1997 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne Yardımcı Doçent olarak atandı. 01.12.1998 tarihinden itibaren 2547 sayılı kanunun değişik 39. maddesi gereğince Londra Üniversitesine bağlı School of Oriental and African Studies (SOAS)'de "Mustafa Kemâl ATATÜRK Fellowship" Programları çerçevesinde Türk dili ve edebiyatı dersleri vermek üzere misafir öğretim üyesi olarak görevlendirildi. Bu görevi 31 Ağustos 2000 tarihinde sona erdi. 2002 yılında aynı üniversitede (Londra Üniversitesi) bir yıl süreyle tekrar görevlendirildi. 02 Kasım 1999 tarihinde "Doçent Doktor" unvanını aldı ve Mart 2000 tarihinde de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Doçentlik kadrosuna atandı. 26 Nisan 2005 tarihinde de profesörlük kadrosuna yükseltildi. Hâlen "Profesör Doktor" unvanıyla öğretim üyesi olarak bu görevine devam etmektedir.
|
|
|