Anasayfa arrow Dilbilim arrow ANGLO-TURCICA: TÜRK-İNGİLİZ DİL İLİŞKİLERİNİN EN ESKİ YADİGÂRLARI
ANGLO-TURCICA: TÜRK-İNGİLİZ DİL İLİŞKİLERİNİN EN ESKİ YADİGÂRLARI PDF Yazdır
Perşembe, 12 Haziran 2008
 

Yazan: Yrd. Doç. Dr. Osman KARATAY,

Okunma Sayısı : 876    

Beğenilme : 25

Yayınlama yeri : Türkoloji, Dilbilim


ANGLO-TURCICA:
TÜRK-İNGİLİZ DİL İLİŞKİLERİNİN EN ESKİ YADİGARLARI (I)

Aralarında uzun mesafeler bulunan halkların dilleri incelenirken konulan bir başlık akla ya yakın zamanları (sömürgecilik çağı ve sonrası/devamı: küreselleşme), ya da tarih içindeki büyük ve uzun soluklu göçleri getirmektedir. Öte yandan, her ne kadar ilişki sözcüğü karşılıklılığı, işteşliği belirtse de, genellikle başlıkta veya konunun tadadında geçen iki dilden birincisinin ikincisine etkisi akla gelir. Bizim bu çalışmamızda Türkçe’nin İngilizce’ye etkisi veya her iki dilde ortak bulunan öğelerin kökenlerine yönelik bir sorgulama amaçlanmakta, zaman olarak da hayli gerilere, İngilizce öncesi döneme uzanılmaktadır.

İngilizce German topluluğuna ait bir dildir. Yapısal temelini Ortaçağ’ın hemen başında Ada’ya göçen Doğu Avrupalı Sakson ve Batı Avrupalı Angle ve Jüt adlı German kabilelerinin dili oluşturur. Sözcük dağarcığını ise ilgili Germanca tabakaya ilaveten Ada’nın eski halkı, yine Hint-Avrupa asıllı Kelt halkı Britonların dilinden kalıntılar, 11. yy’daki Viking işgali ile gelen ikinci (ve küçük) bir Germanca tabaka, en yoğunu Yüzyıl Savaşları (1322-1453) sırasında olmak üzere, Fransa’dan alınan yoğun bir Latince söz varlığı ve nihayet edebiyat yoluyla benimsenen Yunanca, Slavca, Arapça, Farsça, Türkçe vb. dillerden ödünçlemeler oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, ‘İngilizce’nin (> İsp. ingles) geçmişi yarım binyıl kadar geri gitmektedir. Ondan öncesi ise kabaca Anglo-Saksonca’dır. Biz yine de alışılmışa rağbet ederek en eski dönem için de İngilizce tabirini kullanacağız. Böyle bir çalışmanın başında mantık zemininin hazırlanması, yani bu ilişki için tarihi gerekçelerin gösterilmesi alışkanlık ve ihtiyaçtır. Konu başlığımız Germano-Turcica olsaydı buna gerek kalmayacaktı. Ancak biz dialectic bir yaklaşımla, mantıklı ve bilimsel bir yolla açıklanmış dilsel ilişkinin bizi tarihsel gerekçeyi aramaya zorlayacağı, yani topu tarihe atacağı noktasından hareketle, önce dilsel önerilerimizi sunacak, ardından, ne zaman biteceğini kestiremediğimiz bu Anglo-Turcica dizisinin bitiminde tarihi açıklamalarımızı sunacağız. Daha önce bu konuya değinmiş olmamız[1] hazırlıklı olduğumuzu gösterir ve esasında bu dizinin sonunda sadece bir zemin takviyesinde bulunacağız.
1. BIG < BÜYÜK
Ortadoğu’nun eski bitişken dilli halklarından olup, İran’ın kuzeyi ile batısında güçlü bir devlet kuran ve bir süre sonra Anadolu’nun yarısı ve Irak’a hakim olan Medlerde Maglar veya Muglar adı verilen bir ruhban sınıfı vardı. Bu sınıf, 10 Med boyundan birisi kabul ediliyordu. Med tarihinde önemli yerleri olan, Pers boyunduruğuna düştükten sonra da Med bağımsızlık hareketinde başı çeken Maglar, en sonunda Perslerce kıyıma uğratılarak büyük ölçüde ortadan kaldırılmışlar, bu kırım günü İranlıların milli bayramı olmuştur. Mag en basit anlamıyla büyücü rahip, yani kam/şamandır. Fars dünyasında korunan bu isim, Yunanca vasıtasıyla Latince’ye geçmiş, oradan da ‘büyü’ anlamıyla günümüzdeki hemen tüm Avrupa dillerinin sözcük dağarcığına girmiştir (krş. İng. magic, Alm. Magie, Fr. magie, Mac. magia, Rus. magiya vb.).
Türkçe’de bugün yanlışlıkla ‘göz baymak’ diye kullanılan bağmak (> bağı) fiili de aynı kökten gelir. Yine bu kökten gelen isim biçimi ise bugün dilimizde büyü halini almıştır.[2] Burada aynı kökten gelen kelimenin asli biçimi ve Avrupa dilleri ile Türkçe arasındaki ses denkliğine (mag, büy) dikkat çektikten sonra geri dönmek üzere bir nokta koyacağız.
Türkçe büyümek fiilinin *bed, *bey, *büy veya *biy gibi bir isim kökünden -i- eki ile yapıldığı söylenir.[3] Sevortyan’ın girimde büyü- ve bedü- biçimlerini eşit ağırlıkta kullanması, tahmini kökler arasında da -y’li seçeneklerin çokluğu, -y < -d olayını peşin olarak kabullenenlere düşündürücü gelmelidir. Eski Türkçe’nin sonraki bir döneminde, belki sadece kimi ağızlarda bunun tam tersi olmuş olabilir. Yani büyük biçimi bedük’ten eski olabilir.[4]
Türk. büyü = Batı magi denkliğine koşut olarak, Türk büyü- veya büyük ile ilgili herhangi bir Batı (Hint-Avrupa veya Fin-Ugor) dilinde bir kelime var mıdır? Önce Macarca’ya bakalım. Mac. magas “yüksek, yüce” demektir. Sondaki -s eki bu sıfatın bir isimden türetildiğini gösterir: mag, maga. Bunun hemen Yunanca mega ‘büyük’ sözcüğünün ödünçlemesi olduğunu hatıra getirmesine gerek yoktur. Yükseklik temel kavramlardan biridir, bir dilde yerli malı olarak bulunmak zorundadır ve Macarca’da bunun yanında ikinci bir kelime yoktur. Acaba Mac. mag-as ile Türk. büy-ük arasında da yukarıdaki denkliğin bir paraleli, belki de kendisi var mıdır? Neden olmasın? Peki Macarca ile Medce’nin ilişkisini nasıl bir zemine oturtabiliriz? Ondan önce, Medçe ile Türkçe’nin ilişki kurduğu zaman ve mekan ne olabilir?
Çok basit soruları bile yanıtlamakta zorlanan klasik dilbilim kuramları çoktan çökmüştür. Türkçe Altay ailesine değil, sadece bitişken diller topluluğuna dahildir ve kendi başına bir ailedir. Türklüğün, daha doğrusu Türklerin atalarının türeneği de Altaylar da değil, Hazar’ın batısında, kanıtlanmış bir kuram olarak da Van gölünün güney alanındadır.[5] Bu yüzden, kimi Sami kelimeleri ile Türkçe sözcükler arasında açık ilişkiler bulunmasını yadırgamıyoruz: Türk. yer, İbranî yâr, Arap. dâr; Türk. kabar-, İbr. kâbar, Süryani kebar, Ar. kabbara ‘büyümek’, Akkad. kabâru ‘büyük olmak’.[6]
Ural dilleri ise o kadar dağınıktır ki, bunları bir araya toplayıp bir aile teşkil etmek ancak asgari şartlarda mümkün oluyor. Yani diller büyük ölçüde bağımsız bir duruş sergiliyor, ortak sözcük varlığı da dahil, istenenlerin çok azını vererek aileye dahil oluyorlar.[7] Kuzeybatı Sibirya’daki Hanti ve Mansi dilleriyle birlikte Ob-Ugor kolunu oluşturan Macarca ise kendi başına bir muammadır ve sunduğu bilmecelerden en önemlisi kuşkusuz Ortadoğu’nun Sami dilleri ile alakalı yoğun bir sözcük varlığıdır: krş. Mac. tâvol ‘uzun’, Arap. tâvil ‘aynı’; Mac. en ‘ben’, Arap. ene ‘aynı’, Mac. egy ‘bir’, Akkad. edu ‘aynı’, Mac. hab ‘köpük’, Arap. habbe ‘aynı’.
Bu parçanın yazarı Fin-Ugor dillerinin temel meseleleri hakkında fikir beyan edecek yetide değildir. Ancak, bu dilleri konuşanların atalarının tamamı olmasa da, bu dile katkıda bulunan ataların bir kısmının Ortadoğu kökenli olduğunun ipuçları ortada durmaktadır. Sami dilleri ile koşutluklar olmasaydı bile, bugün hayli ilerleme kaydeden araştırmaların gösterdiği üzere, Sümerce ile Macarca ilişkisi bu konuda bir fikir verecekti.[8] Dolayısıyla, Türk. büy ile Mac. mag’ın, birisi büyüklük, diğeri yükseklik ifade eden iki kavram olarak kökteş oldukları ve aynı kaynağa gittikleri açıktır. Bu kaynağı Med dili olarak görmek doğrular içinde en yanlışı seçmek olur. Zira Medler Ortadoğu’nun binlerce yıllık tarihi içinde sadece 150 yıllık bir hakimiyet dönemleri olan siyasi bir yapılanmayı temsil etmektedirler. Kapsayıcı kaynak ise Medlerin de dahil olduğu Fırat-Zağros bölgesinin bitişken dilli eski ahalisidir.
Böylece Fırat-Zağros bölgesinde büyüklük ifade eden *mag biçimli bir kelime bulmuş oluyoruz. Bu bizi Batı dillerindeki (artık bizim dilimize de girmiş olan) mega, magna vb. sözcüklerin kaynağına götürebilir. Yani Yunanca mega ile Türkçe büyük’ün aynı kaynaktan geldiğini söylemek masal-kurgu olmayacaktır. Türkçe kelimenin bed-/büd- değil, büg > büy biçiminden geldiği aşikar hale geliyor. Bu durumda, kökeni belirlenemeyen İng. big ‘büyük’ sözcüğü için bir öneride bulunabiliriz. Kimi dostların söylediği gibi Tatar. biyik > biik > big gibi bir yolu zorlamaya gerek yoktur. İngilizce sözcükteki g sessizini Türkçe sıfatlaştırma eki –k ile ilgili görmek gereksizdir. Sanımca İng. big < Türk. büg’dür. Yani İngilizce bizdeki kelimenin kök biçimini alarak doğrudan sıfatlaştırmıştır.
[1] Bkz. O. Karatay, İran ile Turan: Hayali Milletler Çağında Avrasya ve Ortadoğu, Ankara, 2003, özl. s.83-86.
[2] Ne Sevortyan, ne de Clauson böyle bir bağlantı kurmazlar. Türkçe sözcüğü bükü girimiyle inceleyen Sevortyan, *buğ- ve *bök- ağız değişkelerini de göz önünde tutarak *bük- fiil kökünü önerir (Etimologiçeskiy Slovary’ Tyurkskikh Yazıkov, -B-, Moskva, 1978, s.294). Bögü (bögö) girimiyle kelimeyi inceleyen Clauson ise, bir köken önermeyip, beklendiği gibi mevcut malzemeyi vererek Moğolca’daki ödünçmeleye dikkat çeker (An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford, 1972, s.324).
[3] Sevortyan, Etimologiçeskiy Slovar’, s.288. Clauson, Etymological Dictionary, s.299, bedü biçimini girim, dolayısıyla esas biçim yapar. İstoriçeskiy Slovar’ s.91: bedü 1- ‘uveliçivat’sya, 2- rasti (o çeloveke). Ayr. krş. Fars. büzürk ’büyük’.
[4] Koşut olması muhtemel bir durum: beg ve bey, fakat bilinen bed biçimi yok. Doğu Türk tiginin karşılığı olması muhtemel Eski Bulgar bat (krş. Kurbat, Şambat, Arpad, Batbayan, vb. Bulgar ve Macar hükümdarları. Bkz. O. Karatay, In Search of the Lost Tribe. The Origins and Making of the Croatian Nation, Çorum, 2003, s.89-91) bununla ilgili olabilir.
[5] Başlangıçta çok değişik coğrafyalarda birbirinden habersiz araştırmacıların elinde oldukça dağınık yürüyen bu alandaki çalışmalar ve klasik kuramlara yönelik eleştiriler son yıllarda toparlanmaya başlamıştır. Şimdi eski kuramların bunlara cevap üretmesi gerekmektedir. Türk türeneğini Batı’da arama çabaları ise dillere pelesenk olan Türkçe-Sümerce ilişkisine vurgu safhasını çoktan aşmış, daha geniş bir açıdan ve daha doyurucu delillerle güçlü birer kuram haline gelmişlerdir. Bu alandaki değişik öneriler içinde bizim gözdemiz, Türklerin atalarının Kuzey Irak ve Güney Azerbaycan bölgesinde yaşadıkları fikridir. Bkz. O. Karatay, İran ile Turan: Hayali Milletler Çağında Avrasya ve Ortadoğu, Ankara, 2003, s.59-105.
[6] Bunun dışında bazı örnekler için bkz. O. Karatay, “Ön Türkçe Araştırmalarında Yöntemler Üzerine” Turan, Sayı 6.
[7] Bu bakışa bir örnek: “Ural dillerinin tüm ortak özelliklerinin kökeni henüz bilinmiyor. Ayrı dillerde belli bir dilbilgisel kategori veya morphemein varlığı bunların ortak bir ön dilden türediğini veya -tartışmadaki klasik bakış açısı olan- farklı dillerdeki koşut bir gelişme olduğunu göstermek durumunda değildir, aksine bu olgunun bir dilden diğer komşu dillere yayılmasından dolayı olabilir... Ayrıca, Ural dillerinin, diğer çoğu dil gibi yapısal olarak az çok karışmış olduklarını göz önüne almak zorundayız.” (Walter Tauli, Structural Tendencies in Uralic Languages, The Hague, 1966).
[8] Maalesef Macar akademik bilimi bu konudaki gelişmeleri kabul etmiyor ve kurgu olarak niteliyor. Bu yüzden, bu konudaki ileri araştırmalar bir aykırı veya ‘hippi’ bilim hüviyetinden kurtulamıyor. Ancak İnternet sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine ulaştığı ve artık kendini kabul ettirmeye başladığı görülmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Osman Karatay


   
Alıntı Yap
Favori
Yazdır
E-mail Olarak Gönder
İlgili Makaleler
Save this to del.icio.us

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >

AllVideos Reloaded for Joomla 1.0

Loading Clock...

Rastgele Resim

joomla_logo_black.jpg