Anasayfa arrow Dilbilim arrow ANGLO-TURCICA: TÜRK-İNGİLİZ DİL İLİŞKİLERİNİN EN ESKİ YADİGÂRLARI-III
ANGLO-TURCICA: TÜRK-İNGİLİZ DİL İLİŞKİLERİNİN EN ESKİ YADİGÂRLARI-III PDF Yazdır
Perşembe, 12 Haziran 2008
 

Yazan: Yrd. Doç. Dr. Osman KARATAY,

Okunma Sayısı : 901    

Beğenilme : 30

Yayınlama yeri : Türkoloji, Dilbilim

4. DARK ~ YARUK
İngilizce dark ‘karanlık, loş’ kelimesi Eski İngilizce deorc kelimesinden getirilir. Ona ise Ön-Germanca *derkaz kaynağı önerilir.[1] Işığın yokluğunu ifade eden bu kelime, bilimsel kullanımda en meşhur örnek olarak Dark Ages (Karanlık Çağlar) biçimiyle kullanılır. Bu tabir erken Ortaçağ’da Avrupa’nın durumunu çok güzel şekilde anlatır: Cehalet, karanlık, barbarlık, gerilik, medeniyetin büsbütün yokluğu…

Bu kelime için Hint-Avrupa akraba kelimeler önerilmez. Yani sadece German dillerinde olduğu söylenir. O da Ön-German dilinden tahmini bir yeniden kurmayla belirtilir. Bunun açık anlamı, kelimemizin İngilizce dışındaki dillerde varlığı hakkında kesin fikrimizin olmayışıdır.[2]

Dilbilimde zıt anlamlar da aynı anlam ilişkisi içinde değerlendirilir ve bunun sayısız örnekleri vardır. Örneğin Farsça pîş ‘ön’ kelimesini biz peş ‘arka’ olarak almışız. “Peşimden gel” diyince biz “takıl bana” demek isteriz, ama bir İranlı bundan “düş önüme” dediğimizi anlayabilir. Aynı şekilde İngilizcenin kendi içinde bad ‘kötü’ ve better ‘daha iyi’ kelimeleri vardır ve bunların aynı köke gittiği kuşkusuzdur.[3]


Bu bağlamda, Türkçe yaruk ‘aydınlık, parlak’ (< yarumak “parlamak”)[4] kelimesinin İngilizce dark ile zıt anlamlılığı düşündürücüdür.[5] Bugünkü Türkçemizde bu kelime kullanımdan düşmüş olup, ancak tarihi metinlerde görebiliyoruz (örneğin Altun Yaruk ‘Kutup yıldızı’). Esasında sadece Sibirya’daki küçük bir Türk topluluğu (Komandılar) bugün bu kelimeyi kullanırlar. Diğer tüm Türkler unutmuşlardır. Bu kelime erken bir dönemde ‘parlamak, yanmak’ anlamlarıyla Slav dillerine geçmiştir. Bugün jar- “yanmak, parlamak” fiil kökü ve bundan türeyen kelimeler Çekçeden (žárny -oku jârni- ‘parlak’) Bulgarcaya (yarık ‘parlak’), Sırpçadan (žarki -oku jarki- ‘parlak’) Rusçaya (jarkiy ‘parlak’) kadar hemen tüm Slav dillerinde bulunur. Osmanlı öncesi bir Oğuz (veya belki Peçenek) etkisini yansıtabilecek olan Bulgarca y-li biçim dışında, tüm örnekler Kıpçak dönemine veya etkisine işaret ediyor. Çünkü Oğuz Türkçesinde başta y- olan yerlerde Kıpçak Türkçesinde j- beklenir.


Burada bizim savımıza esas destek ise sanırım bu kelimeden değil, onunla kökteş olması muhtemel, Slavcanın özmalı görülen gor- ‘yanmak’ fiilinden gelir. Daha önce Gazi Üniversitesi’ndeki bir sempozyumda bildirimizin sonuç kısmında açıkladığımız ve halen üzerinde çalıştığımız Bey ile Büyücü adlı kitabımızda daha ayrıntılı olarak göstereceğimiz üzere, Türkçede şöyle bir sözbaşı ses denkliği vardır:


Ön Türk g-
Eski Türk (Bulgar ve Göktürk -istisnalarıyla- birlikte) d-
Ortak Türk Macar gy-
Oğuz y- Kıpçak j-/c-


Örneğin bugün bizim yılan dediğimiz hayvana Kazakistan’da jılan deniyor. Eğer Macarcada bu sözcük bulunsaydı gyilán gibi bir biçim bekleyecektik. Bugün tam varisi olup olmadığı bilinmeyen Çuvaş Türkçesi dışında kendisi yaşamayan Oğur-Bulgar Türkçesinde dilom derlerdi. En eski Türkçede ise bu hayvana *gilan/*gelan denirdi.


Bu tabloya göre, eğer ortak bir kaynaktan gelmiyorsa (zira kimi bilim adamlarınca yanmak ile karalık arasında anlam ilişkisi kurulur ve hatta Türkçe kara sıfatı da bu çerçeveye oturtulur), Slav dilleri gor- fiilini Türkçeden doğrudan veya dolaylı olarak Milat sıralarında, henüz Slav dillerinin ayrışmadığı bir dönemde almış olmalıdır ki, bu da Ön Türkçe döneminin sonlarına tekabül eder. Eğer Hunların tam olarak hangi lehçede konuştuklarını, en azından sözbaşında g- veya d- durumlarından hangisinin geçerli olduğunu tespit edebilseydik, bu tür durumlarda daha rahat konuşurduk. Ama Hunlardan öncede Doğu Avrupa’da çok sayıda Türk topluluğu bulunduğu için, bu konuda kendimizi sıkmamıza gerek kalmıyor.


Ancak İngilizcedeki d-‘li biçim işi karıştırıyor ve bu kelimenin Türkçeden İngilizlerin atalarının (Saksonlar) diline daha sonraki bir dönemde geçtiğini gösteriyor. Bu, Hunlardan, dolayısıyla Kavimler Göçü’nden (5-6. yy’lar) daha geç bir dönem olmamalı. Veya İngilizcenin kendi içinde bir ses gelişmesi de yaşanmış olabilir. Eğer Latince kökenli İngilizce date ‘tarih’ kelimesi önerildiği gibi Latin datus ‘verilen’[6] kaynağına gitmeyip, özünde ‘zaman’ kavramını taşıyorsa, Slavca god ‘zaman’ ile paralellik kurabiliriz. Ancak Latince bir veriyi German dillerine uygulamakta zorluğumuz olduğu için, diğer örnekleri bulmadan bir genelleme yapmak sakıncalı olur. Bu yüzden, şu an en doğru şekilde söyleyebileceğimiz şey, Slav dillerinin gor- kelimesini Ön-Türkçe döneminde ödünçledikleri, dark sıfatının İngilizceye geçişinin ise daha sonraki bir dönemde, Bulgar Türkçesini kullanan bir topluluk üzerinden Slav aracılığı olmaksızın gerçekleştiğidir. Saka çağından itibaren Türk ve Slav dilleri iç içe geçmiş ve kesintisiz şekilde münasebet içinde bulunmuşlardır. Sarmatların Karpatların kuzeyinde hayli batıya ilerledikleri düşünüldüğünde, içlerinde bulunan Bulgar Türkçesi konuşan kimi unsurların Saksonlara bazı Türkçe kelimeleri verdiği tahmin edilebilir ki, bunların kaydadeğer bir kısmı günümüze ulaşmıştır.


5. TELL ~ DİL, DEMEK
Söylemek ile saymak arasında bir anlam ilişkisi var mıdır? Galiba evet. Türkçede söylemek ve saymak fiillerinin kökleri bile çok benzer: sö ve sa. Bu yüzden İngilizce tell ‘demek’ fiilinin etimolojisi yapılırken diğer dillerdeki saymak, hesaplamak, vb. anlamlarda bulunan akraba kelimelere müracaat ediliyor.[7] Sahi İngilizce say ‘demek’ ile Türkçe söy-lemek veya say-mak arasında bir bağlantı var mıdır? Neden olmasın? Buradaki başlığın altında değil ama, daha sonraki bir fırsatta bunun üzerinde kafa yormakta fayda var.


Türkçe dil ve de- kelimeleri çok iyi bilinen zamanlara kadar til ve te- biçimindeydi. Tilmaç ‘tercüman’ kelimesi Almanca ve Macarca ile bütün Slav dillerinde bulunur. Sözkonusu iki kelimenin kökteş oldukları, yani aynı kaynaktan geldikleri açıktır. Tilmaç kelimesindeki ses uyumsuzluğu, aslında bunu yanlış bildiğimizi gösterir. Doğrusu tılmaç gibi bir şey olmak lazımdır; öbür türlü ikinci hece meç’e dönerdi. Bu yüzden hiçbir Doğu Avrupa dilindeki verintide tilmaç gibi bir kaynağa işaret yoktur Öbür türlü, örneğin Macarca tólmacs’ı, (çağdaş) Bulgarca tılmaç’ı, Rusça tolmaç’ı açıklayamayız. Lehçede de sanki bir ı ünlüsünü saklarcasına tłmacz biçimi vardır.


Dolayısıyla Türkçe *tıl ‘dil’ ile İngilizce tell ‘söylemek’ arasında anlam benzerliğine ilaveten bariz bir ses ilgisi de vardır. Eski İngilizce biçim olan tellan kelimesi *talyanan gibi bir Ön-German biçimden getirilir ki, bu bizim işimizi daha da kolaylaştıracaktır. Zira German dillerinde ı ünlüsü yoktur ve bu sesi niteliğine göre i veya a almak zorundadırlar. Bizim tıl’daki ı ünsüzü adeta çağdaş Bulgarcadaki gibi bir kısa-kapalı a özelliğindeydi ki, kelime oraya tal olarak geçti. Konuşmak anlamındaki İngilizce talk ve Rusça talkovat’ sözcüklerini de aynı biçimle alakalı görmek durumundayız.


İşimizi kolaylaştıran bir başka husus, tell kelimesinin German ailesi dışında akrabasının bulunmamasıdır. Böyle temel bir kelimenin diğer Hint-Avrupa dillerinde olmayışı, çok büyük ihtimalle alıntı olduğunu gösterir. Tek ve en güçlü kaynak ise hem ses, hem de anlamca ilgisi bulunan kelimelere sahip olan Türkçe’dir.
____________________________
[1] http://www.etymonline.com/index.php?l=d&p=1
[2] Bunu da diğer pek çok örnek gibi aceleci bir hükmün sonucu olarak görebiliriz. İlginç şekilde, yine karanlık loşluk ifade eden dim kelimesinin de German dilleri dışında bilinmediği söylenir
(http://www.etymonline.com/index.php?l=d&p=9) ; Ön-Germanca biçim ise tahmini bir yeniden kurmadan ibarettir. Hâlbuki aynı anlamdaki Bulgarca tımen, Sırpça taman gibi kelimelerin gösterdiği üzere, bir akraba vardır. Yine Bulgar, Sırp vs. dim ‘duman’ ve Türkçemize Sanskritçe üzerinden gelen bizzat duman kelimesinin kendisi anlam olarak İngilizce dim ile alakalıdır.
[3] İngilizce kökenbiliminde bu birinci kelimenin ‘esrarengiz’ olarak tanımlanmasını anlamak zordur. Diğer dillerde akrabasının olmadığı söylenir (http://www.etymonline.com/index.php?l=b). Hâlbuki Türkçemize de giren Farçse beter ‘kötü’ kelimesini gösterdiği gibi, en azından Hint-Avrupa kökleri olmak lazımdır.
[4] Yaru- “to be or become bright, tos hine” (Clauson, G., Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford, 1972, s.956.
[5] Bu meseleye daha önce değinmiştik. Bkz. Karatay, İran ile Turan, s.131 (İngilizce için), 202-203 (Slav dilleri için).
[6] http://www.etymonline.com/index.php?l=d&p=1
[7] http://www.etymonline.com/index.php?l=t&p=5

   
Alıntı Yap
Favori
Yazdır
E-mail Olarak Gönder
İlgili Makaleler
Save this to del.icio.us

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >

AllVideos Reloaded for Joomla 1.0

Loading Clock...

Rastgele Resim

joomla_logo_black.jpg