|
6. TRUE ~ DOĞRU Bu incelemeye girmeden önce, Slav dillerinin en ortak kelimelerinden biri olan dobro “iyi, güzel, doğru, peki” üzerinde durmak gerekir. Bu sözcük “dobra dobra konuşmak” biçiminde Türkçemize de girmiştir. Slav dillerinde iyi konuşan veya doğru söyleyen kimseyi tasdik için “dobro konuştuğu” söylenir.
Türkiye Türkçesindeki doğru (< toğrı) kelimesini diğer Türk lehçelerinde beklendiği gibi bulmaktayız: Başkurt tura, Kazak tuvra, Kırgız tûra, Özbek toğri, Tatar turı, Uygur toğra, Çuvaş tûre, Karaçay tuvra. Azerbaycan ve Türkmenistan’da kelime yaklaşık bizimki gibidir. Dolayısıyla, hiçbir coğrafi bağlantı olmamakla birlikte, Özbek Tatar ve Oğuz Türkçelerinde birbirine yakın biçimler kullanılıyor, yani sonda dar sesli var. Çoğunluk ise sondaki sesliyi geniş olarak veriyor. Bunu genel biçim olarak kabul edebiliriz.
Clauson ise toğur- fiil kökünden toğuru sıfatını, yani dar seslisi olan biçimi elde ediyor. Kelimenin asli anlamı olarak fiziki anlamda doğruluğu, düzlüğü verdiğini belirtiyor.[1] Eski metinler Clauson’u desteklemekle birlikte, ‘daha eski’ söyleyişin de bu olduğuna kesin kanaat getiremeyiz. Karaçay ve Kazak Türkçelerinde açık olan v sessizi Slav dillerindeki dobro’yu çağrıştırıyor (b ~ v). Hint-Avrupa ailesi içinde düşünürsek, İngilizcede t- ile başlayan kimi sözcüklerde Slav dillerinin d- sözbaşını tercih ettiğine şahit oluyoruz: Örn. İng. tree ‘ağaç’, Slav drva ‘aynı’; İng. to ‘-e’, Slav do ‘aynı’ (Türk teg ‘dek’?)[2]. Dolayısıyla, dobro’nun Türkçe ile ilişkisini düşündüğümüzde sözbaşında t- aramamız gibi bir zorunluluk bulunmuyor. Bu dil(ler)in kendi içindeki bir gelişimi bunu sağlıyor gözükmekte. Sondaki sesli ise Türkçedeki biçimin aslını yeniden kurmakta hiçbir şekilde yardımcı olmuyor. Zira bu orta cins için kullanılan biçimdir. Sıfatlar cinslere göre anında değişir. Örneğin tovrı gibi bir biçimden bir Slav diline (eril) dobri olarak geçtiğini tespit ettiğimizde, aynı anda dişil dobra ve orta cins dobro gibi biçimler de kendiliğinden türer. Konumuz ne Türkçe, ne de Slavca kelimenin aslî biçimi olmadığından, burada kapatıyoruz. İngilizce true “sadık, güvenilir” anlamlarını taşıyan Eski İng. (< Saksonca) triewe kelimesinden getirilir ve Eski Frizce triuwi, Felemenkçe getrouw, Eski Yüksek Alman gatriuwu, Alman treu, Eski Nordik tryggr, Got triggws gibi kelimelere dayanarak Ön-German *trewwiaz kelimesi kurulur. Bir German dili olmayan Galcede de derw ‘doğru’ kelimesi görülür. Bu ise nihai olarak Hint-Avrupa *dru ‘ağaç’ sözcüğüne götürülür. Çünkü “meşe gibi düz olmak” sözkonusudur.[3] Türkçe direk (< tirek ‘ağaç’; belki de tiri- (diri) ‘canlı olmak’ ile alakalı) gibi örnekler bulunmakla birlikte, ağaç kelimesinin doğruluğu, düzlüğü ifade etmesi görüşüne katılamıyoruz. Bugün Türkçedeki anlamıyla direk, ağaçtan elde edilen düz şeydir; ağaç eğri de olabilir ama direk daima düzdür. Hint-Avrupa *dru ‘ağaç’ kelimesiyle ilgili olduğu açıkça gözüken Türkçe tirek kelimesinden benzer bir anlam türememiştir (Fransızcadan aldığımız Latince asıllı direk ‘dosdoğru’ kelimesinin bunların hiçbiriyle alakası yoktur). Üstelik bugün hem German, hem de Slav kelimelerde maddi anlam bulunmuyor. Örneğin true veya dobro bir çizgiden bahsedemeyiz. Türkçede doğrulmak kelimesinin maddi içeriği vardır, ancak esas ‘doğru’ olan şeye Türkçede düz (< tüz) denir. Yukarıdaki örneği tekrarlarsak, bugün bile “doğru çizgi” değil, “düz çizgi” deriz. Dolayısıyla, doğrultmanın maddi anlamı bile şüpheli ve ikincil gözüküyor. Çuvaşça tûre’den z’leşme ile tüz’e çıkmak, yani Türkçedeki doğru ve düz sözcüklerinin aynı kökten geldiğini iddia etmek de belki mümkündür. Ancak bu bizim savımızı değiştirmez. Tataristan’dan Kırgızistan’a, (bir şeyin) hakkında derken, doğru kelimesi kullanılır: Kazan turında (“Kazan hakkında”). Biz bunu Arapça hakk kelimesiyle değiştirmişiz. Bu da manevi anlamda doğruluk anlamını gösterir. Şu durumda, İngiliz (German) true, Slav dobro ve Türk doğru kelimelerinin hem ses, hem de anlam açısından ortak bir köke işaret ettiklerini söylemek için haklı bir zemin bulunuyor. Bunun zaman bilgisini tespit şansımız şimdilik yok. Türkçe kelimenin yaygınlığı ve eskiliği, asıl köklerin burada bulunduğuna delil olarak görülebilir. Ancak daha başka çalışmalar Yafesi bir hadiseyi gösterip, bu üç dil ailesinin dışında da akrabaların bulunduğunu ortaya koyabilir. 7. KEEP ~ KAP- “Zaptetmek, tutmak, gözlemek, içermek” anlamlarındaki İngilizce keep kelimesi için Ön-German *kopijanan kökü kurulur ve diğer dillerde bağlantısının olmadığı belirtilir. Muhtemelen Eski İngilizce capian ‘bakmak’ (< Ön-German *kap-) kelimesinden geldiği düşünülür.[4] Nihai kökün kurulumunda bir kesinlik ve fikir birliği yoktur. Anlambilimsel olarak bakmak ile beklemek, korumak arasındaki ilişki evrensel geçerliliktedir. Bir şeye bakmak elbette mukayyet olmak, korumak için yapılır. Bunun için, yukarıdaki anlam ilişkisi itiraz götürmez. Hatta keep sözcüğünün ‘içkale’ anlamı dahi gelişmiştir. Aynı şekilde watch ‘seyretmek’ fiilinden watchdog ‘bekçi köpeği’ ortaya çıkmıştır. Ancak keep sözcüğünde bakmak veya tutmak/korumak anlamlarından hangisinin öncelikli ve esas olduğunun tartışılması gerekir. Çünkü tersine bir anlam geçişi de mümkündür. Korumak fiili ile verilen bir emir, içinde ‘iyi bak!’ talimatını da barındıracaktır. Ayrıca Öz-İngilizcede yeterince bakmak, görmek fiili vardır. Buna karşılık korumak konusunda sıkıntı göze çarpar. Bugün bile bu ihtiyaç büyük ölçüde protect, preserve, conserve gibi Latince kökenli sözcüklerle giderilir. Ben keep fiilinin esasında tutmak/korumak anlamına sahip olduğu kanısındayım. Türkçede kapmak fiili ‘gözlemek’ anlamı hariç, İngilizce keep ile neredeyse ortak bir anlam kümesine sahiptir. Belki ‘yakalamak’ anlamı daha bir ağırlık kazanmıştır. Ama ortak ve geniş bir bölgelerinin bulunduğu yadsınamaz. Dolayısıyla bu kelimeler ilişkilidir. Macarca vasıtasıyla bu konuda yeni ufuklara açılıyoruz. Türkçeden bu dile geçtiği söylenen kép ‘resim, görüntü’ kelimesi, kap ve kip ile ilişkilendirilir. Çünkü kabın içine giren şey, onun şeklini alır. Veya kap, kaplananın şeklini alır (Krş. kabın küçültme eki –k almış biçimi olan kabuk). Kip ise zaten “kalıp, benzer, öğür” anlamındadır.[5] Bugün kullandığımız gibi edatı bu kelimeden gelir. Eğer bu önerme doğru ise, telaffuzları (bugün) neredeyse aynı olan Macarca ve İngilizce kelimeler ile Türkçe kip ortak bir köke gidiyor olabilirler. Etrüskçede de “vazo, kap” anlamıyla cape, capi vardır. Latince capio’nun bundan geldiği sanılıyor.[6] Türkçede ne kapta, ne de kapmakta açık bir a seslisinden sapma gözüküyor. Buna karşılık Macarcada kap- ‘almak’ ve aynı kökten gelen kapkod- ‘yakalamak’ fiilleri vardır. Fincede ise kaappaa ‘yakalamak’ fiilini görüyoruz. Anlam olarak bunlar keep’e daha yakındır. Türkçe, Fince ve Macarcada aynı anlamdaki kelimelerin aynı telaffuzla bulunması, İngilizce kelime için önerilen kökün ses değerlerinin doğru olduğunu gösteriyor. Bize düşen şey, bu önerideki anlamı bakmak değil de, tutmak olarak değiştirmektir. Bu durumda, dört dilin de aynı kelimeye aynı anlam ile sahip olduğu, sadece İngilizcede telaffuzun biraz değiştiği ortaya çıkmaktadır. Bir vazoya, tabağa, çanağa içine bir şey aldığı için kap denilir. Türkçede bu açıktır. Etrüskçede de bunu görüyoruz. Elimizdeki Etrüsk söz hazinesi içinde böyle bir fiil yok ama cape kelimesinden bunun varlığını tahmin edebiliriz. Nitekim Etrüskçeden çok sayıda kelime aldığı bilinen Latincede bunun fiili, sıfatı ve ondan türeyen isimler mevcuttur ki, bunlardan kapasite kelimesi Türkçeye de girmiştir: Latin capabilis “alıcı” < Latin capax “çok alabilen” < Latin capere “almak, zaptetmek, içermek, yakalamak, vd.” Hatta İng. ‘esir’ anlamındaki captive ve ‘zaptetmek’ olan capture da bundan gelir. Bir görüş, İngilizce have “sahip olmak” fiilini buna götürür ve hepsini birden Hint-Avrupa *kap- “zaptetmek” fiiline bağlar.[7] Bu etimolojileri yapanlar büyük bir çelişkiye imza atmış bulunuyorlar. Eğer Hint-Avrupa *kap- “almak, içermek” kelimesi kurulduğu gibi var ise, İngilizce keep “almak, içermek” için *kap- “bakmak, korumak” gibi bir kök düşünmeye gerek yoktur. Çünkü bunlar anlamdaş kelimelerdir. Öte yandan, Türkçemize de geçen Arapça kabiliyet kelimesinde de Latince mukabilindeki gibi ‘alabilirlik’ anlamı vardır.[8] Böylece, burada sözkonusu olan altı dilde de ‘almak’ anlamı ortak gözüküyor. Hatta Türkçede bir işi yapabilme yeteneğine ulaşmaya ‘kapma’ diyoruz. Bir işi kapmak, onu yapabilir hale gelmektir. Sözkonusu Arapça kelime bu dil içinde tek başına duruyor gözükmekte. Macarcada ise tuhaf bir durum vardır: Elde kap- fiili varken, kabiliyet anlamını képes bildirir. Kép ‘resim’ kelimesi de dâhil, bunların hepsi kökteş olduğuna göre, sanki Macar öndilinde sesli telaffuzuna dayanan bir lehçe farkı karşımıza çıkıyor. Bu dizinin başından beri İngilizcedeki erken tabaka Türkçe ödünçlemelerde Lir dilinin göze çarptığını vurguluyoruz. Bu, Macarcadaki erken Türkçe tabaka için zaten böyledir. Yani, Macarca ile İngilizce aynı Türk lehçesinden beslenmişlerdir. Dolayısıyla, elimizdeki numuneler için Macarcada olduğunu düşündüğümüz a ve é lehçelerini muhtemel kaynak dil olan Türkçe için de düşünebilir miyiz? Sanırım evet. Yukarıda gördük. Elimizde hem kap, hem de kip var. İkinci kelime hem anlam, hem de sesçe Macarca kép ‘resim, görünüm’ ile daha alakalı gözüküyor. Türkçede de bir taraftan kap- fiili ve kap ‘koyacak’ kelimelerinin temsil ettiği a, bir taraftan da ‘kalıp’ ve ‘benzerlik’ anlamlarındaki kip’in temsil ettiği i lehçesi bulunuyor. Bunlardan ikincisi, Türkçeye has gözükmektedir. Burada da Türk ve İngiliz dillerini doğrudan ilişkilendirmekte zorlukların bulunduğu bir durum ile karşı karşıyayız ve daha geniş, Avrasya boyutlu bir etkileşimden veya ortak köklerden bahsetmek gerekmekte. Ancak keep kelimesi İngiliz diline ataçağından miras kalmış olmayıp, bir alıntıyı da temsil ediyor olabilir. Bu alıntının muhtemel kaynağı ise, Türk ve Macar dillerinin ataçağını temsil eden dil olmalıdır. Eğer keep biçimi için German dillerinde bir yaygınlık sözkonusu olsaydı Nostratik, Yafesi vb. kelimelere başvurabilirdik ama sadece İngilizcede bu kelimeyi görünce, akla Saksonların, Fin-Ugorların ve Türklerin yakın ilişkide bulundukları Orta Avrupa bölgesi gelmektedir. Dolayısıyla burada, ortak bir kaynağın paylaşımından ziyade, diller arasında doğrudan ilişki ihtimali gözükmektedir. Özetlersek, Türkçe ve Macarcadaki kap biçimleri bir ortak dile gidiyor olmalıdır, ancak kip/kép Türkçeye veya Türkçe ile Macarcanın paylaştığı atadile ait bir ses özelliğini yansıtmaktadır. İncelediğimiz İngilizce kelime ise kaynağını buradan almaktadır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Clauson, Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oşford, 1972, s.473. [2] Bkz. Karatay, O., İran ile Turan, Ankara, 2003, s.136. [3] http://www.etymonline.com/index.php?l=t&p=21 [4] http://www.etymonline.com/index.php?l=k&p=0 [5] Kaşgarlı, Divan-ı Lügât-it-Türk, III, 119. Kaşgarlı Mahmut ilk anlamı diğerlerinden ayırarak başka bir girimde verir. Ancak kalıp ile benzemek arasındaki anlam ilgisi açıktır. [6] http://www.geocities.com/Athens/Forum/2803/EtruscanGlossary.htm [7] http://www.etymonline.com/index.php?l=c&p=3 [8] Develioğlu, F., Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1982, s.572. |
|
|