•  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Ana Sayfa
Advertisement
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE GAZETELER VE EDEBİYAT DERGİLERİ ETRAFINDAKİ KAMPLAŞMALAR Yazdır E-Posta
Yazar Yrd. Doç. Dr. Cafer ŞEN   

            1896–1901 yılları arasında Servet-i Fünûn Mecmuası etrafında toplanan bir kısım edipler, Türk edebiyat tarihinde “Servet-i Fünuncular” “Edebiyat-ı Cedideciler” “Tevfik Fikret-Halit Ziya Mektebi” gibi isimlerle adlandırılmayı hak edecek derecede güçlü eserler ortaya koyarlar. Onlar edebî faaliyetlerini yürütürken aynı tarihlerde klasik edebiyat taraftarı olan bazı edipler de görülür. Bu iki gurup edip arasında ise, Mutavassıtîn adı altında bir grup edip de yayımladıkları eserlerle varlığını devam ettirir. Bu edipler ne tam klasik edebiyatla göbek bağını koparır ne de Batı edebiyatı etkisinde gelişen yeni Türk edebiyatına kayıtsız kalır. Bunların eserlerinde kullandıkları dil Servet-i Funûn diline göre daha sadedir. Böylelikle Tanzimat edebiyatının dildeki sadelik anlayışını Servet-i Fünûn edebiyatı döneminde taşıyıp Milli Edebiyata ulaştıranlar Mutavassıtîn edipleridir.

            Mutavassıtîn ediplerinin bu dil anlayışlarının yanında, 1897 Osmanlı-Yunan harbi esnasında, harp eden bir milletin kolektif şuuraltını harekete geçirmek için sade Türkçeyle yazılan manzumelere de tesadüf edilir. Hatta Mehmet Emin Yurdakul’un bu tarz şiirleri harp döneminde bazı Servet-i Fünûn şairleri tarafından da teşvik görür. Bu teşvikler neticesinde Mehmet Emin Yurdakul 1901 yılında Türkçe Şiirleri adlı kitabını neşreder.

            İşte gerek Mutavasitin, gerek Mehmet Emin, gerekse İzmir’de Türkçü Necib’le üç koldan ilerleyen ve dilde sadeleşmeyi, savunan bu görüşler aslında 1900’lü yıllara girildiğinde edebiyatın gidişatının, yönünün bir göstergesi olur. Artık bu yıllarda edebiyatın ferdî tahassüsleri ve endişeleri aşıp yavaş yavaş toplumsala, dışa yöneldiği fark edilir.

            Mevcut dönemde Servet-i Fünûn edebiyatından ayrı kollardan sade dile, toplumsallığa doğru ilerleyen bir edebiyatın varlığı görülürken Servet-i Fünûn edebiyatı içerisinde de yavaş yavaş çözülmeler baş gösterir. Gerek yukarıdaki edebiyatın gidişatında gerekse Servet-i Fünûn’da görülen çözülmelerin en önemli nedeni 1900’lu yıllara gelindiğinde artık II. Abdulhamid döneminde kurulan ve daha çok Batılı eğitime dayanan okulların yavaş yavaş yeni aydın edip tipini yetiştirmesidir. Sözü edilen bu okullardan yetişen aydın-edip kadroları hiç kuşkusuz mevcut yönetime karşı 1880’li ve 1890’lı yılların aydın edip kadrosundan farklı düşünür. Bu noktada II. Abdülhamid yönetimi döneminde kurulan okullarda yetişen aydın-edip kadrosunun, mevcut yönetimi devirdiği rahatlıkla söylenebilir.

            İşte 1900’lü yıllara gelindiğinde aydın-edip kadrosunda görülen bu hareketlilik Servet-i Fünûn’a da sirayet eder. Onlar da artık bu hareketlilik içerisinde bir arada durmanın beyhûde olduğunu anlar. İşte bu esnada Servet-i Fünûn, 1901’de Hüseyin Cahid’in Fransızca’dan tercüme edip yayımladığı “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesi muzır bulunarak kapatılırken, derginin imtiyaz sahibi Ahmed İhsan ile sözü edilen yazıyı tercüme eden Hüseyin Cahid ve mecmuadaki yazıları kontrol eden Veled Çelebi mahkemeye verilir. Lâkin daha sonra üçü hakkında da mahkemeden men kararı çıkar.

            Servet-i Fünûn bu dönemde kısa bir süre kapalı kalır. Lâkin daha sonra tekrar matbuat hayatına döndüğünde birçok ismin dergiden ayrıldığı görülür. Bunun en önemli nedeni mevcut dönemin edebiyatının artık ferdî tahassüsleri ve endişeleri bırakıp daha çok toplumsala, siyasete, dış dünyaya yönelmesidir. Bu nedenledir ki aslında Servet-i Fünûn bu dönemde mutlaka dağılacaktı; çünkü onların bu tür bir yönelişe kayıtsız kaması düşünülemezdi. İşte Hüseyin Cahit’in sözü edilen yazısından dolayı derginin kısa bir süre kapanması bazı ediplerin Servet-i Fünûn’dan ayrılmalarına sebep olur.

            Servet-i Fünûn’dayken mevcut siyasî yönetim dolayısıyla çoğu kez arzu ettiği şiiri yazamayan Tevfik Fikret bu dönemde Sis ve Bir Lahza-i Tahattür şiirini kaleme alacak kadar toplumun ve siyasî ortamın içerisindedir. Bununla birlikte bu dönemde mevcut siyasî atmosfer tazyikini matbuat üzerinde iyice gösterirken, sözü edilen şiirler de neşredilmemesine rağmen büyük ilgi görerek elden ele dolaşır. İşte bu büyük ilgi de dönemdeki aydın-edip kadrosunun mevcut siyasî atmosferden rahatsız olduğunun bir göstergesidir. Bu dönemde ileride Fecr-i Âti Encümenî’ni oluşturacak gençler de dâhil olmak üzere bütün aydın-edip kadrosu, mevcut siyasi atmosferin değişmesi noktasında büyük umutlara kapılır.

Aydın edip kadrosunda bu beklentiler mevcutken matbuat hayatında ise ediplerin teker teker çekilmesi sonucunda Servet-i Fünûn 1901 tarihinden sonra 1908’e kadar ziraî, sıhhî, aktüel konuları ihtiva eden yazılarla çıkmaya devam eder. Bununla birlikte yine aynı dönemde Selanik’te Çocuk Bahçesi, İzmir’de Muktebes, İstanbul’da ise Mecmua-i Edebiye yayımlanmaya devam ederken ediplerin bir kısmının bu dergiler etrafında bir araya geldikleri görülür. Bu dönemde matbuat hayatı üzerindeki mevcut yönetimin sansürü sonucu matbuat hayatı âdeta II. Meşrutiyet’e hazırlık amacıyla yeraltına iner; çünkü II. Meşrutiyet’le canlanan matbuat hayatının, mutlaka bir hazırlık devresi olmalıdır. İşte II. Meşrutiyetle ortaya çıkan matbuat hayatının hazırlık dönemi bir nevi 1901–1908 yılları arasıdır. Bu yıllar arasında ediplerin çok az bir kısmı sözü edilen dergilerin etrafında toplanıp edebî ürünlerini neşrederken bir kısmı ise beklemeyi tercih eder. Çoğunlukla Servet-i Fünûn ve bu dergi etrafında oluşan edebiyatın ürünleriyle yetişen bu genç edip kadrosu bu yıllarda Edebiyat-ı Cedîde kütüphanesinde yayımlanan kitaplarla bedîî ve estetik arzularını, istek ve ihtiyaçlarını karşılar.

Nihayet beklenen olur ve tüm bu süreçten sonra pek tabiî olarak II. Abdülhamid, 24 Temmuz 1908’de Anayasa’nın tekrar yürürlüğe konulacağını, meclisin toplantıya çağrılacağını bildiren dört satırlık bir fermanı, İstanbul gazetelerinde yayımlatır. İşte bu tarihten itibaren 1901’den 1908’e kadar âdeta yeraltında hazırlığını sürdüren bütün matbuat ve neşriyat yeryüzüne çıkar.

            Bu dönemde aydın-edip kadrosunun siyasî ve toplumsal hadiselere yönelmesinin en önemli göstergesi gazete sayısının oldukça artmasıdır. Bu gazetelerde aydın-edip kadrosu gündelik siyasî manzaralar içerisinde popülariteye yönelip yazılar neşretmeye başlayınca sanat ve edebiyatın gittikçe yavaş yavaş geri plana itildiği görülür. Bu dönemde gazetenin gerek aydın edip gerekse halk üzerinde büyük bir nüfuzu mevcuttur. Bu gazeteler, İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakîkat ve Saadet’tir. Bu gazeteler haricinde meşrutiyet öncesi pek yayımlanmayan bazı mizah gazetelerinin de bu dönemde ortaya çıktığı görülür. Bunların bazıları; Boşboğaz, Karagöz, Elüfürük, Kalem, Davul, Şaka, Yuha, Eşek, Laklak, Hacivat, Cingöz, Zevzek, Curcuna, El-Malûm’dur.

            II. Meşrutiyet’in ilânına kadar aynı gazete ve dergi etrafında bir araya gelen aydın-edip kadrosunun, Meşrutiyet’in ilânın ardından yeni gazeteler kurduğu yahut başka gazetelere geçtiği görülür. Bu ise II. Abdülhamit aleyhtarlığıyla müttefik olan aydın-edip kadrosunun siyasi fikirler ve dünya görüşleri bakımından tam bir ayrışmasıdır. Meselâ önceleri İkdam’da yazan Hüseyin Cahid ve Abdullah Zühdü, Tanin ve Yeni Gazete’nin neşriyle İkdam’dan ayrılırken, Ali Kemal bu gazeteye sermuharrir olur. İşte bu değişiklikten sonra İkdam, İttihad ve Terakkî Partisi’ne muhalefete başlayarak Ahrar Partisi’ne yaklaşıp, onların fikirlerini savunurken, Hüseyin Kâzım Kadri, Hüseyin Cahid ve Tevfik Fikret tarafından neşredilen Tanîn ise yavaş yavaş İttihad ve Terakki Fırkası’nın yayın organı haline gelir.

            Tanin gazetesinde Hüseyin Cahid, Kamil Paşa aleyhinde yazılar kaleme aldıkça Tevfik Fikret ve Hüseyin Kâzım bu gazeteden ayrılır. Bu gazete 31 Mart hadisesinde saldırıya uğrar, Hüseyin Cahid’i öldürmek isteyen isyancılar onun yerine Lazkiye Meb’usu Aslan Bey’i öldürür.

            Bu dönemin bir diğer yayın organı Hukuku Umumiye gazetesidir. Meşrutiyet döneminde Necip Nadir tarafından kurulan bu gazetenin başına sürgünden dönen Mevlânazâde Rıfat geçer. Bu gazete İttihat ve Terakki Fırkası aleyhine karşı tavır aldığından hayatı kısa olur. Bu gazetenin yerine daha sonra Serbesti gazetesi kurulur. Lâkin bu gazetenin başyazarı Hasan Fehmi de menfur bir cinayete kurban gider. Bu gazetelerle birlikte İttihad ve Terakkî’ye muhalif bir diğer gazete ise Mehmed Murad Bey’in yeniden çıkarmış olduğu Mîzan’dır. Yine bu dönemde İttihat ve Terakki’ye muhalif olan bir diğer gazete ise Sadâ-yı Millet gazetesidir. Bu gazetenin başyazarı aynı zamanda bir Fecr-i Âtî üyesi Ahmed Samim de öldürülür. Başyazarlığını Süleyman Nazif’in yaptığı Osmanlı Gazetesi de İttihad ve Terakkî Fırkası’na muhalif olan Ahrar Partisi’nin bir nevi sözcüsü konumundadır.

            İttihat ve Terakki Fırkası muhalifi bu gazetelerin yanında Abdullah Zühtü tarafından kurulan Yeni Gazete ise bir nevi hükümetin ve Sadrâzam Kâmil Paşa’nın, Şurâ-yı Ümmet gazetesi de İttihat ve Terakki Fırkası’nın sözcülüğünü yapar. Bu gazete de Tanin gibi 31 Mart hadisesinde isyancılar tarafından basılır.

            İttihat ve Terakki Fırkası’na muhalif ve bu fırkanın yanında yer alan bu gazetelerin yanında Derviş Vahdetî’nin Volkan gazetesi ise hem İttihat ve Terakki Partisi hem de Ahrar Partisi’ne muhalif yayın yapar.

            Aydın edip kadrosunun bu gazeteler etrafında toplanarak yerini tayin etmeye çalıştığı bu dönemde, Ahmet Midhat Efendi’nin Tercüman-ı Hakîkat, Mihran Efendi’nin çıkarmakta olduğu Sabah ve Mehmet Efendi ve oğlu Fethi’nin neşrettiği Saadet gazetesi siyasetin bu kaygan zemininde tarafsızlığını korumaya çalışır.

            İşte bütün bu siyasî gazeteler etrafında toplanan aydın edip kadrosuyla birlikte yine bu dönemde temeli belirli bir düşünce birikimine ve kültüre dayanan, dünya görüşleri, siyasî fikirleri farklı başlıca dört gurup da görülür. Bu gruplar fikirlerini yaymak için gazetelerin yanında mecmuaları da kullanır. Bunlardan ilki, başlıca muharrirleri Babanzâde Ahmet Naim, Mehmed Akif, Eşref Edip ve Ebülulâ Mardin olan Sırat-ı Mustakim’dir. Daha sonra bu mecmuanın yerini Sebilü’r-Reşâd, Beyanü’l-Hak gibi dergi ve gazeteler alacaktır.

            Bu dönemde bir başka grup Türkçülerdir. Bu gurubun teorisyeni Ziya Gökalp, yayın organları Türk Yurdu ve Yeni Mecmua’dır. Yine Tanin gazetesi de etrafında bir Türkçü grup görülürken Hüseyin Cahit de bu gazetede Türkçülük ile ilgili yazılar kaleme alır.

            Bu dönemde görülen Osmanlıcı gurupta ise Rıza Tevfik ve Ali Kemal görülür. Bu gurup özellikle de İkdam etrafında toplanır. Bu guruplarla birlikte yine Abdullah Cevdet’in İçtihat Mecmuası etrafında toplanan bir Batıcı gurup aydınlar da görülür.

            Bu mevcut gazeteler içerisinde Fecr-i Âtî’yi kuracak olan gençler II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında Hilâl Gazetesi etrafında toplanır. Onlar bu dönemde II. Abdülhamit aleyhtarlığı, özgürlük ve hürriyet taraftarları olarak İttihat ve Terakki Partisi’ne sempati duyar. Bu nedenledir ki 31 Mart hadisesinin akâbinde Hilâl gazetesi de Tanin ve Şurâ-yı Ümmet gazeteleri gibi isyancılar tarafından basılır. Bu noktada Fecr-i Âtî Encümenî’ni kuracak olan gençler, II. Meşrutiyet’in getirdiği aydın edip kadrosu içerisinde yerini tayin eder. Onlar, II. Meşrutiyet’in siyasî ortamında II. Abdülhamit aleyhtarlığı, özgürlük ve hürriyet taraftarı olmak yönüyle Meşrutiyetin ilanını takip eden ilk yıllarda İttihat ve Terakki Partisi sempatizanı ve bu partinin destekleyicisi olur.

            II. Meşrutiyet’in mevcut siyasi atmosferinin tazyiki altında kalan encümen edipleri bunun bedelini ödemekte gecikmez. Bu noktada önceleri Ahrar partisinin yayın organı Osmanlı ve daha sonralar da Hilâl, Sadâ-yı Millet gazetelerinde yazılar kaleme alan ve Fecr-i Âtî üyelerinden olan Ahmet Samim, yine bir Fecr-i Âtî üyesi olan Fazıl Ahmet’le birlikte yürürken öldürülür. Bu cinayetin ardından hemen hemen bütün encümen yazarları bu menfur cinayeti kınayan yazılar kaleme alırken bu cinayetten İttihat ve Terakki Fırkası’nı sorumlu tutar.

            İşte tüm bu guruplaşmalar kamplaşmalar neticesinde siyasî cinayetler ve 31 Mart hadisesi vuku bulurken sadece sadrazamı değiştirmek isteyerek bu olayların önüne geçmek isteyen II. Abdülhamit tahttan indirilir. Yerine V. Mehmet Reşat getirilirken basına da sansür konur. Böylece II. Meşrutiyet’in basına getirdiği özgürlük de böylelikle son bulur.

            II. Meşrutiyetin bu siyasi ortamı içinde, gazetelerin ön palana çıktığı görülürken, edebî mecmuaların, bu gazetelerin gölgeleri altında kaldığı fark edilir. Bununla birlikte gerek gazetelerin gerekse mecmuaların sayfalarında görülen edebî ürünler ise yine gündelik endişelerin ve popüleritenin etkisi altından kaldığından bediî ve estetik ihtiyacı karşılamaktan oldukça uzaklaşır. Bu dönemde roman türünde Halit Ziyâ’nın açtığı yol izlenemezken, Cenab’ın şiirine yaklaşan manzumelerin ise parmakla gösterilecek kadar az olduğu görülür. Edebî türlerde görülen bu durumun bir diğer sebebi de Servet-i Fünûn mecmuası gibi bir mecmuanın olmayışından dolayı okuyucu kitlesinin 1901-1908 yılları arası Servet-i Fünûn romanı ve şiiriyle yetinmesidir. Bununla birlikte yine bu dönemde edip-aydın kadrosunun büyük bir kısmının mevcut dikkatlerinin ferde, bireye, onun iç dünyasına değil de, dış dünyaya ve popüleriteye yöneltmesi ne şiiri ne de romanı Servet-i Fünûn şiirinin ve romanının seviyesine yükseltir. II. Meşrutiyet döneminde görülen en önemli edebi tür ise tiyatrodur. Bu dönemde tiyatro adeta yaygın bir eğitim ve siyaset kürsüsü olarak kullanılır.

            İşte siyasete, dış dünyaya ve popüleriteye yönelen II. Meşrutiyet edip-aydın kadrosu içerisinde Fecr-i Âtî Encümeni’ni kuracak olan gençler, edebiyatı ve sanatı bütün bu popülaritenin etkisi altında kurtarmaya çabasıyla bir araya gelir. Bu nedenledir ki Fecr-i Âtî Encümeni içerisinde İttihat ve Terakki sempatizanları olduğu gibi, bu partinin muhalifi olan Ahrar partisinin yayın organı Osmanlı, Sadâ-yı Millet gazetelerinde yazılar kaleme alan Ahmet Samim, şiirlerinde mevcut yönetimi ironik olarak tenkit eden Fazıl Ahmet, daha çok kendi ferdî hassasiyeti ve acılarını takip eden, onlarla uğraşıp iç dünyaya yönelen Ahmet Haşim gibi çok farklı edipler de görülür. Bununla birlikte Servet-i Fünûn şairlerinden Fâik Âli ve Celâl Sâhir de encümeni kuracak olan edipler arasında yer alır.

            Bu noktada Fecr-i Âtî Encümeni’ni kuracak olan ediplerin mevcut dönemde yaşayan sanatı ve edebiyatı günlük basit münakaşalardan, kısır çekişmelerden, geçici heyecanlardan, ucuz popüleriteden, çıkarcı siyasetten kurtarmak istemelerinin en önemli nedeni ise onların mevcut dönemde sadece Servet-i Fünûn edebî ürünleriyle yetinmemeleri, Batı ve İskandinav edebiyatını, Batı felsefesini yakından takip etmeleridir.

            Fecr-i Âtî Encümeni üyelerini bir araya getiren aslında onların edebiyata ve sanata olan sevgisi ve düşkünlüğüdür. Sevmek de bilmekle, keşfetmekle başlar. Encümen edipleri mevcut elindekilerle yetinmez, Batı edebiyatı alanında gidebilecekleri en uç noktalarına kadar tanımayı, keşfetmeyi kendine amaç edinir. Hâl böyle olunca da onların öğrendiği, keşfettiği malumatlar encümen ediplerini bir araya getiren en önemli müşterek olur.

            II. Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük havasıyla Osmanlı toprağındaki düşünce ve edebiyat hercü merc olurken Batı edebiyatında felsefi anlamda pozitivizm ve materyalizmin hükümranlığı görülür. Bu felsefenin bir sonucu olarak batı romanında ve hikâyesinde realizm bir noktada aşılarak natüralizm hüsnü kabul görülmeye başlanır. Roman ve hikâye bu anlamda felsefî düşünceye paralel giderken, Batı şiiri, her bilgiyi aklın sınırlarına kadar götürüp orada çözmeye çalışan, sezgilere fazla güvenmeyen Batı felsefesinin sınırlarını zorlamaya başlar; çünkü bu dönemde realizmin şiirindeki bir versiyonu, görünümü olan parnasyenler varlığını devam ettirirken onlar içerisinde çıkan bir gurup şairle birlikte yavaş yavaş sembolistler ve empresyonistler kendini göstermeye başlar.

Yanlız Kayıtlı Kullanıcılar Yorum Yazabilir.
Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun.


Favorilerime Ekle (0) | Alıntı Yap | Gösterim: 53

  İlk Yorumu Siz Yapın
RSS Yorumlar

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.4
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >